Sabahın erken saatlerinde, henüz güneş suyu yeni yeni ısıtmaya başlarken Uluabat Gölü’nün kıyısında durdum. Burnuma ince bir yosun ve tatlı su kokusu, kulağıma ise tahta sandallarını suya indiren balıkçıların tok sesleri geldi. Türkiye’nin en karakteristik yerleşim yerlerinden birine, o meşhur göl üzerindeki köy sokaklarına adım atmak üzereydim. Burası, anakaraya incecik, eski bir köprüyle bağlanan, suların yükseldiği dönemlerde ağaç gövdelerinin gölün içinde kaybolduğu Gölyazı. Eğer seyahat haritanızda sürekli aynı yerleri işaretlemekten yorulduysanız, buranın havasını solumak size gerçekten iyi gelecek.
Gölyazı Tam Olarak Nerede ve Nasıl Bir Yer?
Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı bu ufak yerleşim yeri, Marmara Bölgesi’nin ortasında kendine has bir ekosistem yaratmış durumda. Haritadan baktığınızda, devasa Uluabat Gölü’nün içine doğru uzanan bir yarımada görüyorsunuz. Ancak kış sonu ve ilkbahar aylarında sular yükseldiğinde, o incecik bağlantı yolu dışında burası tam anlamıyla bir adaya dönüşüyor. Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarda yürürken her yolun sonunda karşınıza suyun çıkması, insanda tuhaf bir özgürlük hissi yaratıyor.
Evlerin kapılarında yırtık balık ağları onarılıyor, avlularda çaydanlıklar kaynıyor ve sokak köpekleri bile güneşin tadını göl kenarında çıkarıyor. Burası turistik bir dekor değil; insanların sabah kalkıp göle ağ attığı, hayatın doğrudan suyla şekillendiği yaşayan bir kasaba. Yürürken başınızı kaldırdığınızda dikkatinizi çeken o cumbalı yapılar ise, geçmişte burada yaşayan Rumlardan kalan tarihi mirasın ta kendisi.
Tarihin Sulara Karıştığı Yer: Eski Rum Evleri
Buranın sokaklarında dolanırken sadece suyun sesini değil, geçmişin fısıltılarını da duyuyorsunuz. Mübadele öncesinde, o dönemki adıyla Apolyont olarak bilinen bu göl üzerindeki köy, Rumlar ve Türklerin kapı komşusu olarak yaşadığı bir yermiş. O günlerden günümüze kalan kerpiç ve ahşap karışımı eski Rum evleri, bugün fotoğraf karelerinin en doğal arka planını oluşturuyor. Çoğu yorgun düşmüş, bazıları restore edilmiş bu evlerin arasında gezerken, restore edilerek kültür evine dönüştürülen Aziz Panteleimon Kilisesi’ne mutlaka uğrayın. Kapısından içeri girdiğinizde, yüksek tavanların altındaki o serin havayı hissetmek yol yorgunluğunu anında alıyor.
Neden Bu Göl Üzerindeki Köy Sokaklarına Dalmalısınız?
Şehir hayatının o bitmek bilmeyen korna seslerinden, gri betonundan ve aceleciliğinden kaçmak için harika bir bahane arıyorsanız, doğru yerdesiniz. Gölyazı’ya geldiğinizde zamanın hız değiştirdiğini, insanların daha yavaş yürüdüğünü fark edeceksiniz. Köy meydanına adım atar atmaz sizi devasa bir gövde karşılıyor: Meşhur Ağlayan Çınar. Tam 750 yaşında olduğu söylenen bu anıt ağacın gövdesi yıllar içinde yana doğru eğilmiş, dalları sulara uzanmış. Altındaki tahta sandalyelerden birine çöküp, ince belli bardakta demli bir çay yudumlarken suyun üzerindeki nilüfer yapraklarını izlemek, her türlü terapiye bedel.
Zambak Tepe’de Rüzgarı Hissetmek
Köyün içindeki düzlükleri bitirdikten sonra hafif bir yokuşu göze alıp Zambak Tepe’ye çıkmanızı tavsiye ederim. Ayaklarınızın altında ezilen kurumuş otların sesi eşliğinde tepeye ulaştığınızda, o yarımadanın tamamı gözlerinizin önüne seriliyor. Rüzgarın yüzünüze çarptığı o noktada durup, kırmızı kiremitli çatıların Uluabat Gölü’nün mavi-gri sularıyla nasıl kucaklaştığına şahit oluyorsunuz. Özellikle akşamüstü ışığı buraya vururken fotoğraf makinenizi yanınızda isteyeceksiniz.
Gitmeden Önce Bilmeniz Gereken Pratik Bilgiler
Yola çıkmadan önce planınızı doğru yapmak, gününüzün sorunsuz geçmesini sağlayacaktır. Kendi deneyimlerimden süzdüğüm şu hap bilgilere göz atmadan rotanızı netleştirmeyin:
- Ulaşım: Bursa merkezden İzmir yolunu takip edip Uluabat tabelasından saparak aracınızla yaklaşık 40 dakikada buraya ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma kullanacaksanız, Bursa Küçük Sanayi İstasyonu’ndan kalkan 5/G numaralı belediye otobüsleri doğrudan köy meydanına kadar gidiyor.
- Doğru Mevsim: İlkbahar (Nisan-Mayıs) ayları suların en yüksek olduğu, göçmen kuşların bölgeye geldiği dönemdir. Yaz ortasında sular çekilir ve sivrisinek sorunu baş gösterebilir.
- Giriş Ücreti ve Otopark: Köyün girişinde herhangi bir gişe veya bilet yok, giriş ücretsiz. Ancak hafta sonu yoğunluğunda aracınızı meydan yerine köyün girişindeki ücretli otopark alanlarına bırakıp içeri yürümek en akıllıca hamle.
- Tekne Turu Şart mı?: Yerel halkın kullandığı geniş ve renkli kayıklarla yapılan 30 dakikalık göl turları, köyü dışarıdan görmek için harika. Binmeden önce balıkçılarla ayaküstü sohbet edip fiyat konusunda anlaşmayı unutmayın.
Bursa Çevresinde Neler Yapılır: Gölyazı’da Ne Yenir?
Bölgeye sabah saatlerinde geldiyseniz, göl kenarına dizilmiş salaş mekanlarda serpme kahvaltı yapabilirsiniz. Taze demlenmiş çayın yanına, köydeki kadınların odun ateşinde pişirdiği peynirli ve otlu gözlemelerden istemeyi ihmal etmeyin. Ancak buranın asıl imza yemeği sudan çıkanlar. Bir balıkçı köyünde olduğunuz için, öğle veya akşam yemeği menüsünde yayın balığı ve turna başı çekiyor. Mısır ununa bulanıp kızgın yağda pişirilmiş taptaze yayın balığını, yanında bol limonlu roka salatasıyla yediğinizde damakta kalan tat uzun süre gitmiyor.
Gölyazı’yı bitirdikten sonra günün geri kalanını değerlendirmek isterseniz, Bursa’nın diğer tarihi dokularına direksiyon kırabilirsiniz. Sadece yarım saatlik bir sürüş mesafesinde bulunan, rengarenk Osmanlı evleri ve ortasından geçen deresiyle Misi Köyü harika bir ikinci durak olabilir. Eğer burnunuz iyot kokusu arıyorsa, zeytin ağaçlarının arasından kıvrılan yolları takip ederek Marmara Denizi kıyısındaki eski bir Rum yerleşimi olan Tirilye’ye geçebilirsiniz.
Cebinize Koyacağınız Son Bir Tavsiye
Karnınızı doyurdunuz, dar sokaklarda kayboldunuz, kapı önlerinde oturan teyzelerle selamlaştınız ve göl havasını iyice ciğerlerinize çektiniz. Artık dönüş yoluna geçmeye hazırsınız. Arabanıza veya otobüse doğru yürümeden önce, köy meydanında küçük tezgahlar açan yerel halktan bir şeyler almanızı öneririm. Ev yapımı tarhana, güneşte kurutulmuş göl balığı veya taze fırından çıkmış köy ekmeği… O ekmeğin ucundan koparıp, köprünün girişinde ayaklarınızı suya doğru sallandırarak son bir kez göle karşı çiğnediğinizde, buranın ruhunu kendi rutininize taşımış olacaksınız. Gölyazı, yanından hızla geçip gidilecek bir yer değil; durup, oturup, suyun ritmine ayak uydurulacak bir mola noktası.