Bazen yolda olmanın en güzel yanı, aniden karşınıza çıkan o devasa boşluk hissidir. Uşak sınırlarına girdiğinizde Ege’nin nemli havası yerini yavaş yavaş karasal, tok bir kuraklığa bırakıyor. Arabanın camını açtığınızda yüzünüze vuran o ılık rüzgar ve burnunuza gelen kuru toprak kokusu, aslında birazdan göreceğiniz dev yarığın habercisi. Geçtiğimiz sonbaharda haritayı açıp buraya doğru yola koyulduk. Kanyonun hemen ucuna, o sarp kayalıkların bittiği yere inşa edilmiş Cam Teras üzerine ilk adımımı attığımda, altımda uzanan metrelerce derinlikteki uçurumun midemde yarattığı o hafif karıncalanmayı dün gibi hatırlıyorum. İnsan doğanın bu devasa ölçeği karşısında ne kadar küçük olduğunu işte tam o an kavrıyor.
Ulubey Kanyonu Nerede ve Tam Olarak Nedir?
Uşak il merkezine yaklaşık 30 kilometre mesafede, adını aldığı Ulubey ilçesinde yer alıyor bu devasa jeolojik oluşum. Coğrafya derslerinden hatırladığımız fay hatlarının kırılması ve suyun binlerce yıllık tükenmez inadı, buradaki kayaları bir heykeltıraş gibi sabırla oymuş. Kanyonun ana uzunluğu tam 75 kilometreyi buluyor. Dünyadaki muadilleriyle kıyaslandığında Amerika’daki Büyük Kanyon’dan sonra ikinci en uzun kanyon olduğu söylenir. Bölgeye vardığınızda ve o derinliğe doğru baktığınızda, Banaz Çayı ve Dokuzsele Deresi’nin incecik birer kurdele gibi toprağı ortadan ikiye yardığını çok net görebiliyorsunuz.
Aşağıya inme fikri her zaman cazip gelse de patikalar oldukça dik ve zorlu. Biz sadece yukarıdan izlemekle kalmayıp, kanyonun kenarındaki engebeli toprak yollarda da biraz yürüdük. Yürürken ayakkabılarınızın altında ezilen o kuru çalılıkların çıkardığı hışırtı ve rüzgarın vadinin içinden geçerken çıkardığı o ıslık sesi gerçekten dinlemeye değer.
Cam Teras ve Kanyon Deneyimi
Uçurumun kenarında durmak insana her zaman garip bir heyecan verir. 2015 yılında buraya bir Cam Teras yapıldığında, kanyonun o vahşi ve sarp doğasına havada asılı kalarak bakma fırsatı doğdu. Gemi güvertesini andıran bu yapıya doğru yürürken önce hafif bir tereddüt yaşıyorsunuz. 150 metre yüksekliğindesiniz ve ayaklarınızın altında sadece kalın bir cam var. Aşağıdaki kayalıkların kızıl, boz ve kahverengi tonları, güneşin açısına göre sürekli renk değiştiriyor. Korkuluklara sıkıca tutunup aşağıya baktığımda, doğanın ne kadar sert ve tavizsiz bir gücü olduğunu bir kez daha anladım. Yükseklik korkusu olanları biraz zorlayabilir ama o ilk birkaç saniyelik ürpertiden sonra manzaraya tamamen teslim oluyorsunuz.
İşe Yarayacak Pratik Bilgiler
Buraya kadar gelmişken zamanınızı iyi yönetmeniz için aklınızda bulunması gereken birkaç pratik detayı toparladım. Çantanızı hazırlamadan önce bunlara mutlaka göz atın.
- Nasıl Gidilir?: Uşak merkezden Ulubey tabelalarını takip ederek kendi aracınızla yaklaşık yarım saatte ulaşabilirsiniz. Yollar oldukça düzgün ve asfalt. Aracı olmayanlar için şehir merkezindeki otogardan kalkan Ulubey minibüsleri de gayet kolay bir ulaşım yöntemi.
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?: Yazın ortasında o karasal bölge sıcağı insanı gerçekten bunaltabiliyor. Gölge alan bulmak da pek kolay değil. Bana sorarsanız buranın tadı en iyi ilkbahar aylarında ya da sonbaharın o serin, ince ceket giydiren güneşli günlerinde çıkıyor.
- Giriş Ücreti: Kanyonun çevresinde dolaşmak, seyir tepelerinde vakit geçirmek serbest. Ancak Cam Teras bölümüne adım atmak için girişteki turnikelerden cüzi bir bilet ücreti ödeyerek geçmeniz gerekiyor. Müze Kart bu özel işletmede maalesef geçerli değil.
Uşak Çevresinde Başka Neler Yapılır?
Bir şehri sadece toprağıyla, taşıyla değil; tenceresinde kaynayan yemeğiyle ve eski medeniyetlerin bıraktığı izlerle de tanımak gerek. Uşak denilince akla ilk gelen şey elbette o meşhur, şifalı tarhanası.
Nerede Ne Yenir?
Kanyon dönüşü şehir merkezine indiğinizde, sanayi içindeki ya da ara sokaklardaki eski esnaf lokantalarından birine oturun. O hafif acılı, rengi koyu ve yoğun kıvamlı Uşak tarhanası çorbasını mutlaka için. Üzerine bir de tatlı kriziniz tutarsa, şerbetli ama bir o kadar da çıtır çıtır olan demir tatlısını denemenizi öneririm. Yöresel lezzetlerin sadeliği insanı her zaman şaşırtıyor.
Yakınlardaki Rotalar
Ulubey’e kadar gelmişken Blaundus Antik Kenti’ne uğramadan dönmek kendinize yapacağınız büyük bir haksızlık olur. Kanyona sadece 15-20 dakikalık bir sürüş mesafesinde, derin vadilerle çevrili devasa bir yarımada üzerinde yükseliyor bu antik kent. Helenistik döneme tarihlenen o dev sütunların arasında tek başınıza dolaşırken zamanın gerçekten durduğunu hissediyorsunuz. Bir diğer güzel alternatif ise suyun kayaları bir hamur gibi şekillendirdiği Taşyaran Vadisi. Özellikle kış aylarında sular donduğunda orada oluşan görsel şölen bambaşka bir seviyeye çıkıyor.
Gitmeden Önce Son Bir Tavsiye
Seyahatleri asıl özel kılan şey, genellikle o günü nasıl bitirdiğinizdir. Buraya yapacağınız gezi planını mutlaka öğleden sonraya, gün batımına doğru ayarlamaya çalışın. Güneş, kanyonun karşı yamaçlarının arkasına doğru devrilmeye başladığında, o sert kayaların aldığı sıcak turuncu ve kızıl tonlar fotoğraf karelerine çok yakışıyor. Terasın hemen yanındaki tesisten bir karton bardakta demli bir çay alın. Sırtınızı ahşap banklara verin, telefonunuzu cebinize koyun ve sadece karşınızdaki o devasa yarığın içinden esip gelen rüzgarın sessizliğini dinleyin.