Arabanın camını biraz araladığınızda yüzünüze çarpan o serin Balkan rüzgarı, aslında birazdan göreceğiniz devasa yapıların ilk habercisidir. Toprak ve çam iğneleri kokan virajlı yolda ilerlerken ufukta aniden beliren kızıl kahverengi devler, insanı ister istemez sessizleştiriyor. Burası, milyonlarca yılın yağmuru ve rüzgarıyla şekillenmiş, Romalılardan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar pek çok medeniyete askeri bir üs olmuş gerçek bir doğal kale. Bulgaristan’ın kuzeybatı köşesinde, zamanın daha yavaş aktığı o sınır kasabalarından birindeyiz. Rotamızı sabahın erken saatlerinde Vidin’in sarp tepelerine çevirdik. Çiseleyen yağmurun ardından kayaların üzerine çöken o isli sisi ciğerlerimize çekerken, buranın neden sıradan bir turistik nokta olmadığını hemen anladık.
Belogradchik Kayalıkları Nerede, Tam Olarak Nedir?
Sırbistan sınırına oldukça yakın, Vidin iline bağlı küçük Belogradchik kasabasının hemen sırtlarındayız. Etrafınıza baktığınızda yüzlerce metre yüksekliğe ulaşan, garip şekilli kumtaşı ve kireçtaşı sütunları göreceksiniz. Biz yürüyüşe başladığımızda, yerel rehberimiz bazılarının birer halk efsanesine konu olduğunu anlattı. Kıza benzeyen, ayıya benzeyen, sırt sırta vermiş keşişleri andıran devasa kayalar var etrafta. Zihniniz sürekli bu şekilleri bir şeylere benzetmeye çalışıyor.
Ama asıl çarpıcı olan kısım, bu kayalıkların içine ustaca inşa edilmiş olan tarihi Belogradchik Kalesi. İnsanın hayatta kalma güdüsüyle doğanın sertliğinin nasıl iç içe geçtiğini burada net bir şekilde hissediyorsunuz. Romalılar zamanında bu devasa taşları hazır bir savunma duvarı olarak kullanıp, sadece açıkta kalan dev boşlukları surlarla kapatmışlar. Yüzeydeki taşların o soğuk ve pürüzlü dokusuna dokunduğunuzda, binlerce yıllık bir askeri dehanın izlerini parmak uçlarınızda okuyabiliyorsunuz.
Bu Devasa Doğal Kale Neden Rotanızda Olmalı?
Balkanlar’da sırt çantasıyla veya karavanla gezerken eski şehir meydanları, tanıdık mimariler veya taş köprüler görmek sıradandır. Fakat gökyüzüne doğru kızıl mızraklar gibi uzanan bu jeolojik anıtlar, insana dünyanın ne kadar yaşlı ve kudretli olduğunu fısıldıyor. En tepe noktaya, yani kalenin zirvesine tırmandığınızda ayaklarınızın altına serilen o uçsuz bucaksız yeşil vadi manzarası, saatlerce süren yolculuğun yorgunluğunu anında siliyor.
Sadece fotoğraf karesi yakalamak için değil; o yüksek tepelerde rüzgarın kayalara çarparken çıkardığı ince ıslığı dinlemek, bacaklarınızı aşağıya sarkıtıp sessizliğin tadını çıkarmak için bile buraya gelinir. Üstelik Avrupa’nın sürekli kalabalık olan diğer popüler rotalarına kıyasla burası kendi halinde, sakinliğini koruyan bir coğrafya.
Planlama Aşaması: Pratik Bilgiler
Buraya ulaşmak ve rahatça gezmek için not defterimize kaydettiğimiz birkaç hayati detayı planlama yaparken işinize yaraması adına paylaşıyoruz:
- Nasıl Gidilir?: Sofya’dan araç kiralayarak yaklaşık 3 saatte buraya ulaşabilirsiniz. Yollar yeşillikler içinden geçiyor ama bazı dağ yolları virajlı. Eğer Vidin merkezden geliyorsanız, arabayla sadece 50 dakikalık rahat bir yolculuk sizi bekliyor.
- Ne Zaman Gitmeli?: İlkbahar sonu veya sonbaharın ilk haftaları en ideal zamanlar. Biz serin bir sonbahar sabahı gittik; sararan yapraklar kızıl kayalarla muazzam bir renk kontrastı yaratıyordu. Yaz aylarında kayalıkların üstünde gölge bulmak imkansız, çok kavurucu bir sıcak oluyor.
- Giriş Ücretleri ve Ziyaret: Kale bölgesine giriş ücretli. Oldukça makul bir bilet fiyatı var (bizim gittiğimiz dönemde 6-7 Leva civarıydı). İçeride çok fazla dik merdiven ve tırmanılacak aşınmış taş var. Altı kalın, yeri iyi kavrayan bir yürüyüş ayakkabısı kesinlikle şart.
Vidin Sınırlarında Başka Neler Var?
Hazır buralara kadar gelmişken gezinizi sadece kayalıklarla sınırlamayın. Vidin, Tuna Nehri’nin kıyısında, kendine has ağır bir ritmi olan, sokaklarında eski Doğu Bloku havasını hala soluyabileceğiniz bir şehir.
Tuna Boyunda Tarih: Baba Vida
Nehir kenarında yürüyüş yaparken suyun o kendine has yosunlu kokusunu içinize çekin. Hemen suyun kıyısında sizi bekleyen Baba Vida Kalesi, bölgenin tarihini tamamlayan bir başka durak. Belogradchik yapısı itibariyle devasa bir doğal kale formundayken, Baba Vida tamamen insan yapımı, derin hendekleri olan, Orta Çağ’dan fırlamış bir masal şatosunu andırıyor.
Bulgar Mutfağının İzinde
Yemek konusuna gelirsek, bölgede geleneksel Bulgar mutfağının en doyurucu tabaklarını bulacaksınız. Biz nehir kıyısından biraz içeride, ara sokaktaki küçük bir lokal lokantada toprak güveçte pişen Kavarma yedik. Ağır ateşte pişen o domatesli etin ve taze baharatların kokusu hala aklımızda. Kahvaltı içinse fırından yeni çıkmış, dumanı tüten bol peynirli bir Banitsa (Bulgar böreği) ve sert bir filtre kahve, güne başlamak için en iyi ikili.
Kapanış Tavsiyesi: Kalabalıktan Uzaklaşın
Kalenin ana girişindeki bilet gişesi kalabalığından biraz uzaklaşıp batı tarafındaki işaretsiz toprak patikalara doğru sapın. Orada, turist gruplarının gürültüsünden tamamen izole kalmış birkaç doğal seyir terası bulacaksınız. Güneş batarken gökyüzünün aldığı turuncu tonlar, kayaların kızıl rengiyle birleştiğinde etrafı tarif etmesi çok zor, ateş rengi bir kızıllık kaplıyor. Yanınıza ufak bir termos kahve veya yerel bir içecek alın, o soğuk taşlardan birine oturun ve sadece rüzgarı dinleyin. Binlerce yıllık taşların ortasında sadece kendi nefesinizi duymak, yola çıkmanın ne demek olduğunu size bir kez daha hatırlatacak.