Ordu Perşembe Yaylası: Doğanın Çizdiği Menderesler

Karadeniz’in hırçın dalgalarını arkamızda bırakıp dağlara doğru tırmanmaya başladığımızda, havanın aniden değiştiğini hissettik. Camı araladığımda içeri dolan çam kokusu ve serin rüzgar, az sonra karşılaşacağımız manzaranın habercisiydi. Tepeleri aşıp düzlüğe ulaştığımızda karşımıza çıkan o devasa yeşil halı ve üzerindeki kıvrımlı menderesler, saatler süren yol yorgunluğumuzu saniyeler içinde sildi. Çimenlerin üzerinde yürürken toprağın o nemli dokusunu hissetmek, şehrin gürültüsünden ve gri betonlarından ne kadar uzaklaştığımızı sert bir şekilde yüzümüze çarpıyordu.

Aybastı’nın Zirvesi: Perşembe Yaylası Nerededir?

Ordu sahilinden yola çıkıp Fatsa üzerinden virajlı yolları tırmanarak Aybastı ilçesine ulaşıyoruz. İlçe merkezine yaklaşık 17 kilometre mesafede yer alan bu geniş plato, 1500 rakımda bulunuyor. Yolu çıkarken bazen ağır bir sis denizinin içinde kayboluyor, bazen de bulutları delip geçen güneşi yüzünüzde hissediyorsunuz. Asfalt yol oldukça düzgün, bu yüzden standart bir binek araçla bile yaylaya rahatça, altını sürtme derdi olmadan çıkabildik.

Yol boyunca sıralanan fındık bahçeleri, bacası tüten ahşap evler ve yol kenarında otlayan inekler Karadeniz ruhunu iliklerinize kadar hissettiriyor. Burası sadece coğrafi bir oluşum değil, aynı zamanda tarihi bir toplanma alanı. Geçmişi Danişmentlilere kadar uzanan yayla şenlikleri, güreşleri ve panayırlarıyla asırlardır yöre halkının buluşma noktası olmuş. O toprağa bastığınızda, yüzyıllardır binlerce insanın aynı çimlerde yürüdüğünü, aynı suyu içtiğini bilmek mekana bambaşka bir derinlik katıyor.

Doğanın Çizdiği Çizgiler: Neden Gitmelisiniz?

Burayı diğer Karadeniz yaylalarından keskin bir çizgiyle ayıran çok net bir karakter var. Dünyada eşine az rastlanan türden menderesler, yemyeşil çimlerin üzerinde adeta devasa bir yılan gibi kıvrılarak uzanıyor. Sınırları çizen çitler yok, göz yoran devasa yapılar yok. Sadece gökyüzü, rüzgarla dalgalanan otlar ve suyun o bitmek bilmeyen akışı var.

Su o kadar sakin akıyor ki, kenarına oturup sadece suyun sesini ve otlanan koyunların boyunlarındaki çan seslerini dinlemek insana ciddi bir terapi oluyor. Ayakkabıları çıkarıp o buz gibi suya ayaklarımızı soktuğumuzda hissettiğimiz saf ferahlık hissi, dağ suyunun bedeni nasıl şarj ettiğinin en güzel kanıtıydı. Kurbağa seslerine karışan rüzgarın ıslığı eşliğinde o çimlere uzanmak, zaman algısını tamamen yitirmenize sebep oluyor. Sadece popüler bir fotoğraf karesi yakalamak için değil, o rüzgarı yüzünüzde hissetmek ve toprağın nabzını tutmak için buraya gitmelisiniz.

Yola Çıkmadan Önce: Hap Bilgiler

Planlamayı doğru yapmak, dağ koşullarında sürpriz yaşamamak adına hayati önem taşıyor. Çantamızı hazırlarken ve rotayı çizerken edindiğimiz tecrübeleri kısa notlar halinde toparladım:

  • Ulaşım: Ordu-Fatsa rotasından Aybastı tabelalarını takip etmeniz gerekiyor. Sahilden yaklaşık 1.5 – 2 saatlik bir sürüşle zirvedesiniz. Yollar asfalt ama bol virajlı, aracı yavaş ve manzarayı sindirerek kullanmakta fayda var.
  • En İyi Mevsim: Mayıs sonundan Ekim ortasına kadar olan dönem en ideal zamanlar. Özellikle Temmuz ayındaki geleneksel yayla şenliklerine denk gelirseniz panayır coşkusunu yerinde yaşarsınız.
  • Giriş ve Ücretler: Yaylaya giriş için herhangi bir bilet veya ücret yok. Çadır kurmak veya karavanla konaklamak isterseniz doğayla baş başa kalabileceğiniz ücretsiz geniş alanlar mevcut.
  • Donanım: Gündüz güneş altında tişörtle gezerken, bulutların kapanmasıyla akşam mont arayabilirsiniz. Karadeniz havasına güven olmaz; katmanlı giyinmek hayat kurtarır.

Ordu ve Aybastı Çevresinde Neler Yapılır?

Yaylanın o keskin ve temiz havası insanı hızla acıktırıyor. Yayla merkezinde, dumanı tüten kasaplarda Aybastı eti yemek buradaki ritüelin en lezzetli kısmı. Etler yörenin kekiğiyle beslenen hayvanlardan geliyor; kendi yağında, taş fırınlarda veya odun ateşinde ağır ağır pişiyor. Yanında gelen köy yapımı yoğurt ve fırından yeni çıkmış sıcak ekmeğin kokusu hala burnumda tütüyor. Yemeğin üzerine yöresel demli çayımızı da içtikten sonra çevreyi adımlamaya devam ettik.

Yaylanın hemen alt kısımlarında yer alan Çişeli Şelalesi, suyun kayalara çarparak çıkardığı derin uğultuyla bizi karşıladı. Şelalenin döküldüğü göletin etrafına yayılan o ıslak serinlik, gün ortasında ilaç gibi geldi. Ayrıca Perşembe Yaylası Göleti’nde kano yapanları izlemek veya göl etrafında uzun, sessiz bir yürüyüşe çıkmak kasları açmak için harika bir alternatif.

Karga Tepesi’nden Son Bakış

Gün batımına doğru yaylanın üzerinde hafif bir pus tabakası çökmeye başlıyor. Işık, su kıvrımlarının üzerine eğik açıyla vururken etraf birden altın sarısı ve turuncu bir filtreye bürünüyor. Dönüş yoluna geçmeden önce, tüm platoya hakim olan Karga Tepesi’ne çıkın. Çantanızdan kalın rüzgarlığınızı giyin, kamp sandalyenizi açın ve termosunuzdan bir bardak sıcak çay doldurun. O anı yaşarken kameranızı bir süreliğine çantanızda bırakın; sadece suyun çimlerde açtığı yolu ve rüzgarın sesini zihninize kazıyın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir