Kastamonu Valla Kanyonu: Ekstrem Doğa Deneyimi

Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesine giden virajlı yollarda direksiyon sallarken, camı aralayıp o çiğ düşmüş çam ağaçlarının keskin kokusunu ciğerlerime doldurdum. Telefonun şebeke çubukları birer birer kaybolduğunda, medeniyetin o gürültülü ve güvenli kollarından tamamen koptuğumuzu anladım. Aslında yollara düşerken tam olarak aradığım şey bu ıssızlıktı. Türkiye’nin en geçit vermez, en vahşi vadilerinden birinin, yani Valla Kanyonu’nun eşiğindeydim. Standart hafta sonu yürüyüşlerinden sıkıldıysanız ve damarlarınızda o saf ekstrem doğa hissini yaşamak istiyorsanız, rotanızı kesinlikle buraya çevirmelisiniz.

Valla Kanyonu Nerede ve Nasıl Bir Yer?

Batı Karadeniz’in hırçın ve sarp coğrafyasında yer alan bu devasa yarık, Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesine bağlı Muratbaşı Köyü sınırlarında gizleniyor. Küre Dağları Milli Parkı’nın kelimenin tam anlamıyla atan kalbi burası diyebilirim. Kastamonu il merkezinden arabayla yaklaşık 120 kilometre sürüyor, ancak o son kilometrelerdeki dar köy yolları zaman algınızı biraz değiştiriyor. Köye ulaştığınızda aracınızı toprak alana park edip, sık ağaçların arasından kıvrılan bir patikaya giriyorsunuz. Ayaklarınızın altındaki kuru meşe yapraklarının hışırtısı ve uzaktan homurdanmaya başlayan su sesi, bu yürüyüşün tek fon müziği oluyor.

Yaklaşık bir buçuk kilometrelik o hafif eğimli orman yürüyüşünün sonunda, uçurumun kenarına inşa edilmiş ahşap seyir terasına adım atıyorsunuz. İşte tam o saniyede, yerin yüzlerce metre altına doğru inen o devasa boşluk midenize yumruk gibi oturuyor. Valla Kanyonu, dünyanın en derin ikinci kanyonu olarak biliniyor ve karşınıza dikilen kaya duvarlarının yüksekliği yer yer 1200 metreyi buluyor. Aşağıda incecik bir ip gibi kıvrılan Devrekani Çayı’nın o hırçın akışını izlerken, insanın o devasa coğrafya karşısındaki çaresizliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Ekstrem Doğa Arayanlar Neden Valla’yı Seçmeli?

Etrafınızda sadece rüzgarın sivri kayalara çarparken çıkardığı o derin uğultu ve vadi boyunca süzülen yırtıcı kuşların çığlıkları var. Burası öyle şortunuzu giyip sulara bata çıka rahatça gezebileceğiniz uysal bir dere yatağı değil. Kanyonun içinden suyu takip ederek tam geçiş yapmak, sadece çok profesyonel dağcıların ve kanyoncuların altından kalkabileceği ağır bir fiziksel sınav. Rehbersiz, ipsiz ve özel teknik ekipmansız aşağıya inmek kesinlikle yasak ve hayati risk taşıyor. Ancak o vahşi kayalıkların arasına sıkışmış sık orman dokusuna yukarıdan, o yüksek ahşap teraslardan bakmak bile gerçek bir ekstrem doğa deneyimi arayanların nabzını hızlandırmaya fazlasıyla yetiyor.

Gitmeden Önce Çantaya Atmanız Gereken Hap Bilgiler

Yola koyulmadan önce işinize yarayacak, bölgedeki tecrübelerimize dayanan bazı pratik detayları buraya bırakıyorum.

  • Ulaşım ve Yollar: Kendi aracınızla gitmek en mantıklısı çünkü toplu taşıma Muratbaşı köyünün derinliklerine kadar hizmet vermiyor. Yollar asfaltla başlayıp köy içlerinde stabilizeye dönüyor, aracınızın altı çok alçaksa o son kilometrelerde dikkatli gitmenizde fayda var.
  • Doğru Mevsim: Buranın en güzel, en berrak hali ilkbahar sonu ve sonbahar ortası. Yazın o nemli ve kavurucu sıcağında yokuş tırmanmak eziyete dönüşebilir, kışın ise yoğun kar yağışı orman yollarını tamamen kapatabiliyor.
  • Kıyafet Seçimi: Altı kalın, taban tutuşu çok sağlam bir trekking botu giymek şart. Seyir terasına inen ahşap merdivenler, özellikle sabah saatlerinde ormanın nemi ve yoğun çiğ nedeniyle fazlasıyla kaygan oluyor.
  • Giriş ve Tesis: Küre Dağları Milli Parkı sınırlarında olduğu için girişte cüzi bir nakit ücret ödeniyor. İçeride lüks kafeler, restoranlar veya büyük marketler yok; bu yüzden suyunuzu ve enerji verecek atıştırmalıklarınızı Pınarbaşı merkezden mutlaka alın.

Kastamonu Rotaları: Valla Çevresinde Neler Yapılır?

Buralara kadar o zorlu yolları aşıp gelmişken sadece tek bir kanyonun o sert yüzünü görüp geri dönmek haksızlık olur. Pınarbaşı ve çevresi, doğa tutkunları için kocaman, vahşi bir oyun alanı gibi. Valla’nın o ürkütücü ve devasa uçurumlarından ayrıldıktan sonra, çok daha uysal ve yürüyüşe uygun olan Horma Kanyonu’na geçtik. Kayalara çivilerle tutturulmuş, kilometrelerce uzayan ahşap platformlar üzerinde suyun hemen üstünde yürümek gerilmiş kaslarımızı biraz olsun yumuşattı. Horma’nın yürüyüş rotası bittiğinde ise bizi Ilıca Şelalesi’nin o yeşile çalan doğal havuzu karşıladı; buz gibi suya sadece ayaklarımızı sokmak bile günün tüm tozunu alıp götürdü.

Bütün gün sarp kayalıklarda o sert rüzgarı yedikten sonra, Kastamonu’nun o ağır, tereyağlı ve lezzetli mutfağına sığınmaktan başka çaremiz yoktu. Pınarbaşı merkezindeki o salaş esnaf lokantalarından birine oturduk ve masayı yöresel tatlarla donattık. Hindi suyuyla ıslatılmış, bol cevizli sıcak bir Banduma yemek, o an üşüyen bedenimize ilaç gibi geldi. Yanına söylediğimiz sarımsaklı yoğurtlu Kel Simit Tiridi ise midemize adeta bayram ettirdi. Şehirden ayrılmadan önce sanayi içindeki fırınlardan sıcak bir Kastamonu pastırmalı ekmeği yaptırıp yola öyle çıkmanızı da şiddetle tavsiye ederim.

Dönüş Yoluna Geçerken Rüzgarı Dinleyin

Kanyonun o muazzam manzarasını gören seyir teraslarının en yükseği olan Burgu Teras’a tırmandığınızda, hemen cebinizden telefonu çıkarıp deklanşöre basma telaşına kapılmayın. Ekranları bir kenara bırakın, o sağlam ahşap tırabzanlara yaslanın ve gözlerinizi birkaç saniyeliğine kapatın. Vadinin o karanlık derinliklerinden kopup gelen rüzgarın yüzünüze nasıl çarptığını, çam iğnelerinin o rutubetli toprak kokusunu hissedin. Gerçek bir ekstrem doğa macerası sadece zorlu yolları, çamurlu patikaları aşmak değil; o yabaniliğin içindeki frekansı yakalayabilmektir. Rüzgarın kayalara çarparak size anlattığı o eski hikayeyi dinledikten sonra, yavaş adımlarla dönüş yoluna geçebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir