Gürcistan’ın güneyine doğru inmeye başladığınızda havanın dokusu aniden değişiyor. Saatlerce süren yolculuğun ardından Kura Nehri’nin serin sularını takip ederek o derin vadiye ulaştığımızda, güneş tepelerin ardına saklanmaya başlamıştı bile. Gölgeler uzadıkça kayalara oyulmuş delikler daha da derin, daha da karanlık görünüyordu. Bir tepenin ardını döndüğünüzde Erusheti Dağı’nın gövdesine devasa bir arı kovanı gibi oyulmuş o dev yapıyla göz göze geliyorsunuz. Burası sıradan bir tarihi kalıntı değil. Kayaların kalbine metrelerce uzanan, tam 13 katlı bir yeraltı manastırı olan Vardzia’nın ta kendisi. İlk gördüğüm anı dün gibi hatırlıyorum; o devasa taş duvarların karşısında durup yukarıya bakarken, insanın doğaya nasıl hükmettiğini değil, onunla nasıl omuz omuza bir yaşam kurduğunu çok daha net anlıyorsunuz.
Vardzia Nedir ve Tam Olarak Nerede?
Gürcistan’ın Türkiye sınırına oldukça yakın, sert iklimli ve dağlık Samtshe-Cavaheti bölgesindeyiz. Başkent Tiflis’ten yola çıkıp buraya ulaşmak yaklaşık dört, dört buçuk saatimizi aldı. Yol boyunca değişen bitki örtüsü ve giderek kuraklaşan doğa, sizi sanki başka bir çağa hazırlıyor gibi. 12. yüzyılın sonlarında, Gürcülerin efsanevi yöneticisi Kraliçe Tamar’ın emriyle inşa edilmeye başlanan bu yer, aslında dışarıdan gelecek Moğol tehlikesine karşı tamamen görünmez bir sığınak olarak planlanmış.
O dönemde dağın dış yüzeyi tamamen pürüzsüz ve kapalıymış. İnsanlar, yeraltı tünellerinden içeri girer, kilometrelerce uzanan geçitlerde yaşar, ibadet eder ve tarım yaparlarmış. Ancak 13. yüzyılın sonunda meydana gelen devasa bir deprem, dağın ön cephesini dev bir bıçakla kesilmiş gibi koparıp atınca, bu yeraltı manastırı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış. Bugün o yıkıntının ardından geriye kalanları gördüğümüzde bile, binlerce odası, şarap mahzenleri ve karmaşık su kanallarıyla karşılaşıyoruz. Yıkılmadan önceki halini zihinde canlandırmak bile insanın sınırlarını zorluyor.
Bu Dev Yeraltı Manastırı Neden Rotanızda Olmalı?
Eğer seyahat anlayışınız sadece hızlıca birkaç fotoğraf çekip diğer noktaya geçmekse, burası sizi bedenen çok yoracaktır. Ama taşların ruhuna dokunmayı, tarihi hissetmeyi sevenlerdenseniz kesinlikle doğru yerdesiniz. Dağın eteklerinden başlayıp zikzaklar çizerek yukarıya doğru tırmanırken, ciğerlerinize dolan o kuru ve serin vadi havası sizi kendinize getiriyor. Biz o dar, yer yer omuzlarımızın duvara sürttüğü loş tünellerden geçerken, sadece kendi kalp atışlarımızı duyuyorduk.
Ana kilisenin (Meryem Ana Kilisesi) olduğu büyük mağaraya adım attığınızda, tavandaki is karası freskler hemen dikkatinizi çekecek. Yüzyıllardır yanan mumların bıraktığı o yoğun, hafif isli ve balmumu kokusu duvarlara tamamen sinmiş durumda. Akustiğin gücü o kadar yüksek ki, fısıltıyla konuştuğunuzda bile sesiniz mağaranın diğer ucundan yankılanıyor. Kayalardan ince ince süzülen saf kaynak sularının biriktiği havuzları görünce, mühendisliğin o dönemde ne boyutlara ulaştığını fark ediyorsunuz. Bu devasa yeraltı manastırı sadece dini bir merkez değil, on binlerce insanın aynı anda yaşayabildiği kusursuz bir kentsel tasarımdı. Sırf bu mimari zekayı kendi gözlerinizle görmek için bile o dik merdivenleri çıkmaya değiyor.
Pratik Bilgiler: Vardzia’ya Ulaşım ve Seyahat Tavsiyeleri
Gelelim işin mutfağına ve yollarda edindiğimiz tecrübelere. Tiflis’ten günübirlik gelmek kağıt üzerinde mümkün olsa da, pratik hayatta bu durum gününüzü direksiyon başında heba etmek anlamına geliyor. Biz bölgenin ana merkezi olan Ahıska’da (Akhaltsikhe) konaklamayı seçtik. Şehrin yerel pazarlarında dolaşmak ve sabah taze peynir kokuları eşliğinde yola çıkmak işin rengini tamamen değiştirdi. Planlamanızı kolaylaştıracak birkaç notu buraya bırakıyorum:
- Ulaşım: Ahıska otogarından her sabah kalkan ve “marshrutka” olarak bilinen yerel minibüsleri kullanarak yaklaşık bir buçuk saatte vadiye ulaşabilirsiniz. Kendi aracınızlaysanız yollar genel olarak düzgün ancak son 20 kilometredeki nehir kenarı virajlarında dikkati elden bırakmayın.
- Doğru Zamanlama: Bölge sert bir karasal iklime sahip. Yazın ortasında o dev kayalar güneşi emip bir fırın gibi ısı yayıyor. Mayıs sonu veya Eylül-Ekim ayları, o serin vadi rüzgarları eşliğinde tırmanışı çok daha katlanılabilir kılıyor.
- Giriş Detayları: Alana giriş ücretli ve biletler yaklaşık 15 Lari civarında. Ziyaretçi merkezinden biletinizi aldıktan sonra sizi yukarıdaki ana giriş kapısına kadar taşıyan ufak minibüsler var. Enerjinizi asıl tırmanışa saklamak için bu araçları mutlaka kullanın.
- Ekipman: Güneş gözlüğünüz, rüzgara karşı bir şapkanız ve mutlaka altı kalın, iyi tutunan bir yürüyüş ayakkabınız olsun. Yüzlerce yıllık taş basamaklar binlerce kişinin ayak basmasıyla yer yer ayna gibi pürüzsüz ve fazlasıyla kaygan.
Samtshe-Cavaheti Çevresinde Lokal Lezzetler ve Rotalar
Tırmanışı bitirip vadinin tabanına, o deli dolu akan Kura Nehri’nin kıyısına indiğinizde bacaklarınızdaki o tatlı titremeyi hissedeceksiniz. O an tek ihtiyacınız olan şey iyi ve doyurucu bir yemek. Nehir kenarına kurulmuş, basit ahşap masaları olan yerel aile işletmelerinden birine hemen oturun.
Menüde uzun uzun düşünmenize hiç gerek yok. Biz yörenin spesiyali olan, tereyağında nar gibi kızartılmış nehir alabalığı söyledik. Yanına, Gürcü mutfağının demirbaşı olan ve içi sıcak peynirle dolup taşan bir Khachapuri (Haçapuri) ekledik. Yemeklerin yanında gelen, genzinizi hafifçe yakan taze tarhun otundan yapılmış yerel gazoz ise tırmanışın tüm yorgunluğunu akıp götürdü. Eğer hamur işi seviyorsanız, bölgenin kendine has, iri taneli ve bol baharatlı Khinkali’sine (Gürcü mantısı) de şans verebilirsiniz.
Düşüşe geçen güneşle birlikte dönüş yoluna geçtiğinizde, vadiden çıkmadan hemen karşınıza Khertvisi Kalesi dikilecek. Dağların tam kesişim noktasına, yüksek bir tepenin üzerine kondurulmuş bu devasa yapı en az mağaralar kadar saygıyı hak ediyor. Arabayı sağa çekip, rüzgarın sesini dinleyerek kalenin o kaba taşlarına karşı kısa bir çay molası vermek rutininizin bir parçası olsun. Akşam Ahıska’ya geri döndüğünüzde ise, sarı ışıklandırmasıyla geceye çok farklı bir hava katan Rabati Kalesi’nin surları arasında yürüyüş yapıp günü noktalayabilirsiniz.
Son Bir Tavsiye
Mağaraların derinliklerinde kaybolurken saatle yarışmayın. Kalabalık bir turun yanınızdan geçip gitmesine izin verin ve o derin, ağır sessizliğin çökmesini bekleyin. Dağın dış cephesine bakan o dar taş pencerelerden birine oturun, bacaklarınızı boşluğa doğru sarkıtın. Aşağıda yılan gibi kıvrılarak akan nehrin sesinden başka hiçbir şeyin duyulmadığı o anı yakalayın. Yüzyıllar boyunca bu taş duvarlara sinmiş olan yaşanmışlık hissini tüm hücrelerinizde hissettiğinizde, o dik merdivenleri tırmanırken döktüğünüz her damla tere değdiğini içten içe bileceksiniz.