İvriz Kaya Anıtı Rehberi: Torosların Dibindeki Hitit Mirası

Toros Dağları’nın o serin rüzgarı yüzüme çarparken, buz gibi akan bir suyun gürültülü sesine doğru yürüyordum. Ceviz ağaçlarının gölgesinden sıyrılıp o devasa kayanın önüne geldiğimde başımı kaldırıp uzun uzun bakakaldım. Karşımda, asırların yorgunluğuna direnmiş heybetli bir Hitit Anıtı duruyordu. Burası kitaplarda okuduğumuz o kuru, sıkıcı tarih sayfalarına hiç benzemiyor. Toprağın o kendine has ıslak kokusu, suyun hiç susmayan şırıltısı ve kayaya kazınmış bir kralın silüeti sizi anında geçmişe çekiveriyor.

Konya’nın yaz aylarında insanı kavuran bozkır sıcağından kaçıp yeşile sığındığımız o gün, İvriz’in sadece eski bir taştan ibaret olmadığını anladım. Yüzünüzü yıkadığınız suyun binlerce yıl önce bir medeniyete nasıl can verdiğini hissetmek, insanda çok farklı bir saygı uyandırıyor.

İvriz’deki Bu Dev Hitit Anıtı Nerede ve Hikayesi Ne?

Konya sınırları içindeyiz ama o bildiğiniz uçsuz bucaksız sarı bozkırları aklınızdan silin. Ereğli ilçesinin hemen güneydoğusunda, Torosların yamacında, İvriz Çayı’nın tam kaynağında yer alıyor burası. Kaynaktan fışkıran suların hemen yanındaki bu Hitit Anıtı, Geç Hitit döneminden günümüze uzanan devasa ve canlı bir miras. M.Ö. 8. yüzyılda yerel krallıklardan birinin başındaki Kral Varpalavas tarafından yaptırılmış.

Kayaya yaklaştığınızda detaylar gözünüzde canlanmaya başlıyor. Üzerinde bereket tanrısı Tarhunzas ile ona dua eden kralın yan yana durduğu o meşhur sahne var. Tanrı Tarhunzas’ın elinde başaklar ve üzüm salkımları tutması elbette tesadüf değil. Dünyadaki ilk tarım anıtlarından biri sayılan bu eser, tam da suyun bereketiyle yeşeren bu vadinin hakkını veriyor. O dönemdeki ustaların kayayı nasıl böyle bir ustalıkla işlediğini düşünürken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Rotanızı Neden İvriz’e Çevirmelisiniz?

İç Anadolu’da arabayla yol yaparken genellikle ufuk çizgisine kadar uzanan dümdüz, sararmış bir coğrafya eşlik eder size. Ancak rotayı Ereğli’ye doğru kıvırdığınızda Toroslar tüm o sertliği ve heybetiyle karşınıza dikilir. İvriz’e gitmek, saatlerce süren yolculuğun ardından kavrulurken bir anda yemyeşil bir vaha bulmak gibi bir his veriyor insana. Dağlardan eriyip gelen o coşkun suyun sesi, çevredeki devasa çınar ağaçlarının hışırtısına karışıp beyninizin içindeki tüm stresi söküp alıyor.

Buraya sadece tarihi bir kalıntı görmeye gitmiyorsunuz. Aynı zamanda doğanın o yabanıl, serinletici ve kucaklayıcı havasında kayboluyorsunuz. Hafta sonu mangalcılarının kalabalığına kalmazsanız, özellikle sabahın erken saatlerinde o kayanın önünde durmak insana inanılmaz iyi geliyor. Sadece suyun sesini dinlemek ve rüzgarı hissetmek bile o yolu tepmek için yeterli bir sebep.

İvriz Gezisi İçin Pratik Bilgiler

Gidecekler için işleri biraz daha somutlaştıralım. Kendi rotamızı yaparken ve oradayken deneyimleyip kenara not ettiğimiz bazı hap bilgiler şöyle:

  • Ulaşım: Konya il merkezinden kendi aracınızla yaklaşık iki saatlik (yaklaşık 150 km) bir yolculuk sizi bekliyor. Ereğli ilçe merkezinden ise sadece 17 kilometre sürüyor. Yolu son derece düzgün ve yön tabelaları oldukça yeterli.
  • Ne Zaman Gidilmeli?: Bana sorarsanız kesinlikle ilkbahar sonu veya yazın en sıcak ayları. Karların erimesiyle suyun debisinin en yüksek olduğu Mayıs ve Haziran ayları tam bir görsel şölen. Kışın yollar kardan dolayı kapanabiliyor ve o soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
  • Giriş Ücreti ve Altyapı: Anıtın bulunduğu alan koruma altında, kapıda çok ufak bir giriş ücreti ödüyorsunuz. Müze Kart maalesef burada geçmiyor. Aracınızı bırakabileceğiniz geniş bir otopark mevcut.
  • Ayakkabı Seçimi: Su kenarlarına inmek, kayaların etrafında dolanmak isterseniz zemin oldukça kaygan olabiliyor. Mutlaka altı tutunan, rahat bir spor ayakkabı tercih edin.

Konya Ereğli Çevresinde Neler Yapılır?

Buraya kadar gelmişken hemen geri dönmek büyük hata olur. İvriz’deki yürüyüşümüzden sonra acıkınca doğrudan Ereğli ilçe merkezine indik. Bölgenin o meşhur Ereğli etliekmeğini fırından yeni çıkmış, dumanı tüterken denedik. Konya merkezde yediğimizden farklı olarak hamuru bir tık daha tok, malzemesi ise oldukça boldu. Üzerine de bölgenin kendi üretimi olan beyaz kiraz reçeli eşliğinde demli bir çay söyledik, yorgunluğumuzu tam anlamıyla attık.

Vaktiniz kalırsa, dönüş yolunda rotanızı Karapınar’a çevirip Meke Gölü’nü görebilirsiniz. Son yıllarda kuraklıktan nasibini alıp suyu oldukça azalsa da, ortasındaki volkanik krateriyle hala çok ilginç ve fotojenik bir yapıya sahip. Tarihe doyamayanlar için de Ereğli Müzesi ilçe merkezinde sizi bekliyor.

Gitmeden Önce Ufak Bir Tavsiye

Eğer aracınızla gidiyorsanız bagaja mutlaka ufak bir piknik termosu ve kamp sandalyesi atın. Anıtın hemen aşağısında, İvriz Çayı’nın biraz daha genişleyip sakinleştiği noktalarda toprak zeminler var. Sandalyenizi atın, çayınızı doldurun. Ayaklarınızı o buz gibi dağ suyuna -tabii dayanabilirseniz- birkaç saniyeliğine sokun. Yüzünüzü dağlara dönüp binlerce yıl önce aynı suyun başında durup o kayayı yontan ustaları hayal edin. Rüzgarın taşıdığı taze ceviz yaprağı kokusunu içinize çektiğiniz o an, İvriz gezinizin en güzel anısı olarak zihninize kazınacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir