Kantara Kalesi Gezi Rehberi: Dağların Zirvesine Yolculuk

Sabahın erken saatleri… İskele kıyılarından dağlara doğru tırmanırken havanın yavaş yavaş serinlediğini, çam ağaçlarının o keskin kokusunun açık araba camından içeri dolduğunu hissediyorsunuz. Hedefimizde adanın en uç noktalarını gözetleyen, yılların yorgunluğunu kalın taşlarına kazımış eski bir bekçi var: Kantara Kalesi. Buraya sadece eski bir duvar kalıntısı görmek niyetiyle gelmedik. Asıl amacımız, o dik ve düzensiz basamakları yavaş yavaş tırmanıp en tepeye ulaştığımızda yüzümüze çarpacak olan rüzgarla birlikte, o meşhur Beşparmak Dağları manzarası ile yüzleşmekti. Zirveye ulaştığınızda yüzünüze vuran sert esinti, aşağıda uçsuz bucaksız uzanan Mesarya Ovası’nın sarı ve yeşil dokusuyla birleştiğinde, yokuşları çıkarken döktüğünüz her damla tere fazlasıyla değdiğini anlıyorsunuz.

Kantara Kalesi Gerçekte Nedir ve Nerede Bulunur?

Kıbrıs’ın İskele bölgesine bağlı, dağların en doğu ucunda yer alan bu yapı, adanın efsanevi üç büyük gözetleme kalesinden biri olarak biliniyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 630 metre yüksekliğe konumlandırılmış, sarp kayalıkların üzerine adeta tırnaklarıyla tutunmuş bir kartal yuvası gibi. Biz yola Mağusa yönünden çıktık. Karpaz Yarımadası’nın başlangıcına doğru ilerlerken, kahverengi tabelalar bizi ana yoldan alıp ormanın içine, kıvrımlı dağ yollarına yönlendirdi.

Yollar gerçekten oldukça virajlı ve yer yer daralıyor. Ancak arabanın camını açtığınızda o kuru Akdeniz sıcağının yerini hızla serin bir dağ havasına bıraktığını anında fark ediyorsunuz. Taşların arasına gizlenmiş bu devasa yapının kökeni ta Bizans dönemine kadar uzanıyor. Lüzinyanlar ve Venedikliler de burayı kendi dönemlerinde aktif olarak kullanmış. Bastığınız her aşınmış merdivende yüzlerce yıllık bir yaşanmışlık, askerlerin ayak sesleri var. Duvarlara dokunduğunuzda taşların yaz sıcağında bile o eski soğukluğunu koruduğunu hissedebiliyorsunuz.

Rotanızı Neden Buraya Çevirmelisiniz?

Eğer tatil anlayışınız sadece deniz kenarında şezlonga uzanıp güneşlenmek değilse, burası size bambaşka, biraz daha vahşi bir Kıbrıs sunuyor. Kalenin yıkık dökük surları boyunca yürürken hem adanın kuzey sahil şeridini hem de güneydeki Karpaz uzantısını aynı anda görebiliyorsunuz. En tepeye ulaştığınızda, gökyüzüyle aranızdaki mesafenin kapandığı o noktada, devasa Beşparmak Dağları manzarası ayaklarınızın altına seriliyor.

Fotoğraf makinemi çantamdan çıkarırken ellerimin dağ rüzgarından hafifçe üşüdüğünü hissettim ama vizörden baktığım o an, tam da orada olmam gerektiğini biliyordum. Doğanın bu kadar sert, kayalık ama aynı zamanda bu kadar kucaklayıcı olması insanı gerçekten etkiliyor. Eski odaların tonozlu tavanları altında gezinmek, dar pencerelerden o dipsiz uçurumlara bakmak, insanın içini tuhaf bir huzurla dolduruyor. Sadece rüzgarın taşlar arasındaki uğultusunu dinlemek ve bulutların gölgelerinin ovalar üzerinde nasıl usulca kaydığını izlemek için bile bu yokuş tırmanılır.

Gezinizi Kolaylaştıracak Pratik Bilgiler

Dağ başında, medeniyetten biraz uzakta bir kaleye çıkıyorsunuz, haliyle hazırlıksız yakalanmak istemezsiniz. Çantamızı hazırlarken ve yolda nelere dikkat ettiğimizi sizinle de paylaşmak isterim:

  • Ulaşım ve Yollar: Buraya toplu taşıma ile ulaşma şansınız maalesef yok. Mutlaka altı çok alçak olmayan bir araç kiralamanız gerekiyor. Yollar asfaltla kaplı ancak özellikle son birkaç kilometre oldukça dar. Direksiyonu sağlam tutmak ve virajlara yavaş girmek şart.
  • Doğru Zamanlama: Kıbrıs’ın yaz sıcağı malum. Kavurucu sıcakta öğle saatlerinde o basamakları tırmanmak eziyete dönüşebilir. İlkbahar sonu veya sonbahar ayları rotayı yapmak için en ideal zamanlar. Yine de yazın gidecekseniz, sabahın çok erken saatlerini veya gün batımına yakın serinliği tercih edin.
  • Giriş ve Bilet: Kapıda ufak bir gişe var ve cüzi bir miktar bilet ücreti alınıyor. Çoğu zaman güler yüzlü bir görevli sizi karşılıyor. Kredi kartı geçmeme veya sistemin çalışmama ihtimaline karşı yerel para birimini yanınızda nakit olarak bulundurun.
  • Fiziksel Hazırlık: Altınızda kaymayan, kalın tabanlı bir yürüyüş ayakkabısı kesinlikle şart. Parmak arası terlikle bu merdivenleri çıkmayı denemeyin bile. Ayrıca zirvede rüzgar hiç eksik olmadığı için, terli arkanızdan vuracak rüzgara karşı yanınıza ince bir hırka veya rüzgarlık almayı unutmayın. Yukarıda su alabileceğiniz bir tesis olmadığı için sırt çantanıza mutlaka içme suyu atın.

Enfes Beşparmak Dağları Manzarası Eşliğinde Çevrede Neler Yapılır?

İskele bölgesi sadece o lüks otellerden ve ince kumlu plajlardan ibaret değil. Kaleyi karış karış gezdikten sonra hemen odanıza dönmek yerine çevredeki lokal yaşama karışmak harika bir fikir. Bölgenin yaşantısı oldukça yavaş ve dingin. Dağ yolundan süzülerek İskele merkeze veya Boğaz tarafına indiğinizde, acıkan karnınızı doyurmak için küçük esnaf lokantalarına veya sahil kenarındaki mütevazı balıkçılara uğrayabilirsiniz.

Bizim kesin tavsiyemiz, adaya özgü şeftali kebabının en iyi yapıldığı, dumanı tüten yerel restoranlardan birinde mola vermeniz. O yoğun et tadı ve yanında gelen taze mezeler, tırmanışta kaybettiğiniz enerjinizi hemen yerine getirecek. Yemek sonrası közde pişmiş bir yudum sert Kıbrıs kahvesi içmek, bacaklarınızdaki o tatlı yorgunluğu tamamen alacaktır. Eğer gününüz daha bitmediyse ve enerjiniz hala yerindeyse, rotanızı Karpaz yönüne doğru çevirebilirsiniz. Yol boyunca karşınıza çıkma ihtimali yüksek olan meşhur Kıbrıs eşeklerine selam verdikten sonra, Altınkum Sahili’nin serin sularına kendinizi bırakabilirsiniz. Dağın tepesindeki o yeşil ve gri, sert dokudan sonra, aniden karşınıza çıkan uçsuz bucaksız mavi deniz insanda mükemmel bir duygu geçişi yaşatıyor.

Yola Çıkmadan Önce Ufak Bir Tavsiye

Kantara Kalesi’nde gezimizi yavaş yavaş tamamlarken, güneşi surların üzerinden batırmaya karar verdik. Orada, bin yıllık taşların üzerine oturup sadece sessizliği dinlerken, bu adanın geçmişiyle doğasının ne kadar güçlü bir şekilde iç içe geçtiğini bir kez daha hissettim. Buradan ayrılmadan, arabaya binip dönüş yoluna geçmeden önce size çok ufak bir tavsiyem var.

Kalenin güney tarafına, denize bakan uçurum kenarında, rüzgarın nispeten daha az hissedildiği küçük bir oyuk göreceksiniz. Oraya oturun, gözlerinizi kapatın ve sadece aşağıdan vadiden kopup gelen çam hışırtılarını dinleyin. Kameranızı, telefonunuzu bir süreliğine çantanıza kaldırın. O anın, yüzünüze vuran serin havanın ve karşınızdaki görkemli coğrafyanın hafızanıza işlenmesine izin verin. Doğanın kendi dilinde anlattığı hikayeyi çıplak kulakla duymak ve hissetmek, inanın bana çektiğiniz veya çekeceğiniz hiçbir dijital fotoğrafa benzemiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir