Araçtan indiğimiz an yüzümüze çarpan o serin dağ havasını hiç unutamıyorum. Çam iğnelerinin toprağa karışan ıslak kokusu ciğerlerimize dolduğunda, şehir hayatının o ağır ve yorucu yükünü otoparkta bıraktığımızı anladık. Kastamonu’nun sarp coğrafyasında yer alan bu vadi, son yıllarda giderek popülerleşen eko turizm anlayışının hakkını sonuna kadar veriyor. Kuş seslerine karışan su şırıltısı dışında etrafta hiçbir gürültü yok. Sadece siz, adımlarınız ve tabiatın kendi ritmi var. Telefon sinyallerinin zayıfladığı o noktalarda, aslında dünyaya ne kadar bağlı olduğumuzu yeniden hatırlıyoruz.
Ersizlerdere Kanyonu Nerede ve Hikayesi Nedir?
Kastamonu’nun Küre ilçesine bağlı, yemyeşil bir vadinin ortasına gizlenmiş devasa bir kaya yarığı burası. İsmi ilk duyduğunuzda kulağa biraz tuhaf veya ürkütücü gelebilir. Ancak bu ismin ardında son derece hüzünlü ve gerçek bir tarih yatıyor. Kurtuluş Savaşı sırasında köydeki tüm erkeklerin cepheye gidip şehit düşmesi üzerine buraya “Ersizler” adı verilmiş. O yüksek tepelerden aşağıya, vadi tabanına doğru bakarken, bu toprakların ne kadar derin bir sessizliğe ve yaşanmışlığa ev sahipliği yaptığını derinden hissediyorsunuz.
Kanyon çevresindeki patikalarda yürürken karşınıza çıkan eski ahşap evlerin dokusu, yöre halkının doğayla kurduğu o kadim bağı açıkça gösteriyor. Çivi kullanılmadan, geçme tekniğiyle yapılan bu yapılar, coğrafyanın zorluklarına yıllarca kafa tutmuş. İnsan burada gezerken sadece bir doğa yürüyüşü yapmıyor, aynı zamanda Anadolu’nun sessiz kalmış bir dönemine tanıklık ediyor.
Eko Turizm Tutkunları İçin Neden Özel Bir Rota?
Beton yığınlarından, sürekli çalan kornalardan ve büyük tesislerin yapaylığından yorulduysanız, doğru yoldasınız demektir. Eko turizm, sadece yeşillik bir alana gitmek değil; oraya saygı duyarak, minimum iz bırakarak o ekosistemin bir parçası olmak anlamına geliyor. Ersizlerdere, bu saygıyı size doğal olarak, hiç zorlamadan aşılıyor. Daralan vadi duvarları arasında ilerlerken, tabanınızın altından gürül gürül akan derenin serinliğini doğrudan teninizde hissediyorsunuz.
Bölgedeki endemik bitki türleri, kış aylarından kalma yosun tutmuş devasa kayalar ve ormanın o zengin florası, insanı sürekli fotoğraf çekmekten ziyade anı yaşamaya zorluyor. Ara ara durup elimi o soğuk kayalara dokundurduğumda, doğanın milyonlarca yıllık gücünü hissettim. Kamp sandalyenizi derenin kenarına kurup saatlerce o akan suyu izlemek bile, aylar süren bir terapinin etkisini yaratabiliyor.
Çantayı Hazırlayanlar İçin Pratik Bilgiler
Buraya gelirken beklentiniz lüks bir konfor değil, saf ve el değmemiş doğa olmalı. Ayağınızı sağlam tutan bir trekking botu ve ani hava değişimlerine karşı kat kat giyinebileceğiniz kıyafetler burada hayat kurtarıyor.
- Ulaşım Nasıl Sağlanır?: Kastamonu şehir merkezinden İnebolu-Küre istikametine doğru yaklaşık 60 kilometrelik bir araç yolculuğuyla ulaşılıyor. Yollar virajlı, dağlık ama manzarası o kadar yeşil ve canlı ki, yolculuk hiç bitmesin istiyorsunuz.
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?: İlkbahar sonu ve sonbahar ayları açık ara favorim. Özellikle ekim ayının ortalarında yaprakların sarıdan kızıla çalan o renk cümbüşü muazzam bir görsel şölen sunuyor. Yaz aylarında ise kavurucu sıcaklardan kaçıp serinlemek için ideal bir sığınak.
- Giriş Ücreti ve Tesis Durumu: Kanyon alanına giriş için özel bir bilet veya yüksek ücretler ödemeniz gerekmiyor. İçeride ticari bir karmaşa yok. Sadece yerel halkın işlettiği, taze demlenmiş çay bulabileceğiniz ufak çardaklar var. Uzun yürüyüşler yapacaksanız sırt çantanıza mutlaka bol su ve enerji verici atıştırmalıklar alın.
Kastamonu Çevresinde Neler Yapılır, Ne Yenir?
Kanyonda, o bol oksijenli havada geçirdiğiniz birkaç saatin ardından iştahınızın fena halde açılacağını garanti edebilirim. Kastamonu mutfağı, başlı başına bir seyahat sebebi sayılır. Küre’den dönüş yolunda merkezdeki eski esnaf lokantalarından birine oturup, incecik hamuruyla yapılan o meşhur Kastamonu etli ekmeğini sipariş edin. Yanına da buz gibi bir ayran. Üzerine tatlı niyetine değil ama yöresel bir şölen olarak cevizli banduma yediğinizde, günün tüm bedensel yorgunluğu masada silinip gidiyor.
Eğer vaktiniz genişse ve doğa yürüyüşlerine doyamadıysanız, rotanızı biraz daha batıya, Küre Dağları Milli Parkı’nın derinliklerine çevirebilirsiniz. Türkiye’nin en iddialı kanyonlarından biri olan Valla Kanyonu veya serin sularıyla bilinen Ilıca Şelalesi, bu bölgenin kesinlikle atlanmaması gereken diğer güçlü durakları arasında yer alıyor.
Dönüş Yoluna Geçmeden Önce…
Arabanın kontağını çevirmeden hemen önce, kanyonun girişindeki o gövdeli, yaşlı çınar ağacının altına oturun. Gözlerinizi kapatın ve vadiden esen rüzgarın yapraklar arasında çıkardığı o ince ıslığı beş dakika boyunca dinleyin. Etrafta yöre halkından bir teyze görürseniz, çekinmeyip ayaküstü sohbet edin. O samimi Kastamonu şivesiyle size bölgeyi anlatırken, tezgahından mutlaka o meşhur kızılcık tarhanalarından veya marmelatlardan bir kavanoz alın.
Eve dönüp kışın o çorbayı her kaynattığınızda, mutfağınızı Ersizlerdere’nin o ıslak, serin ve yemyeşil kokusu dolduracak. Doğayla kurduğunuz o kısa ama derin bağ, şehrin en gri günlerinde bile aklınızın bir köşesinde sizi ferahlatmaya devam edecek.