Aracı park edip orman içindeki o toprak yürüyüş yoluna adım attığımda, yüzüme çarpan serin rüzgar birazdan göreceğim manzaranın ilk habercisiydi. Yol boyunca ilerlerken, Karadeniz’in o nemli toprağının ve çam ağaçlarının keskin kokusunu uzun uzun içime çektim. Ormanın uğultusu dışında etrafta sadece kendi adımlarımın ve ara sıra öten kuşların sesini duyuyordum. Ağaçların bittiği noktaya ulaştığımda ise ayaklarımın altında yüzlerce metrelik devasa bir boşluk uzanıyordu. Tam bu dev kayalıkların ucuna inşa edilmiş, boşluğa doğru uzanan cam teras üzerine ilk adımımı attığımda hissettiğim o karıncalanmayı kelimelerle anlatmam oldukça güç. Gözlerimi aşağıdan alıp ufka diktiğimde, doğanın ne kadar vahşi ve devasa olduğunu bir kez daha anladım.
Çatak Kanyonu Gerçekte Nerede ve Nasıl Bir Yer?
Kastamonu’nun doğasıyla ünlü Azdavay ilçesine bağlı, Küre Dağları Milli Parkı sınırları içinde yer alan engebeli bir coğrafyadan bahsediyoruz. Şehir merkezinden yola çıkıp kıvrımlı dağ yollarını aşarak buraya ulaşmak yaklaşık bir buçuk saatinizi alıyor. Direksiyon başında olmak buralarda ayrı bir keyif. Azdavay ilçe merkezine ulaştıktan sonra tabelaları takip ederek dağ yoluna sapıyor ve yedi kilometre kadar daha yukarı tırmanıyorsunuz. Yol boyunca size eşlik eden o sık ağaçlar, yolculuğun kendisini başlı başına bir etkinliğe dönüştürüyor. Araçla kanyonun belli bir noktasına kadar çıkabiliyorsunuz. Sonrasında ise sizi tekerlekli sandalyeye ve bebek arabasına da uygun olarak ahşap zeminle düzenlenmiş, oldukça rahat bir yürüyüş patikası bekliyor.
Neden Burayı Rotalarınıza Eklemelisiniz?
Burası sıradan bir doğa yürüyüşü rotası değil. Türkiye’nin en büyük kanyonlarından birinin tam tepesinde, boşlukta asılı duruyorsunuz. Aşağıya baktığınızda 900 metrelik dev bir uçurum sizi karşılıyor. Yüksekte uçan kartalları, şahinleri bulunduğunuz yerden daha aşağıda süzülürken görmek insanın doğa karşısındaki fiziksel boyutunu sorgulatıyor. Yüzeyi tamamen saydam olan cam teras zemininde yürümek, yükseklik korkusu olanları epeyce terletse de, o korkuyu aşıp uçta durmanın verdiği özgürlük hissi bambaşka. Metrelerce aşağıda incecik bir ip gibi kıvrılarak akan Devrekani Çayı’nın o hırçın sesini bu kadar yüksekten duyabilmek insanda derin bir hayranlık uyandırıyor. Şehirlerin o gri betonlarından, bitmek bilmeyen korna seslerinden ve trafikten kaçıp kendinizi tamamen rüzgarın sesine bırakmak istiyorsanız, doğru koordinatlardasınız.
Çatak Kanyonu Cam Teras Hakkında Pratik Bilgiler
Yola koyulmadan önce cebinize koymanız gereken bazı hayat kurtaran detaylar var. Gittiğimizde bizzat test ettiğimiz ve zamanınızı doğru yönetmenizi sağlayacak hap bilgileri şöyle sıralayabilirim:
- Ulaşım ve Yol Durumu: Kendi aracınızla veya araç kiralayarak gitmek en mantıklı seçenek. Yollar büyük ölçüde asfaltlı ve bakımlı ancak son kısımlardaki virajlarda hızınızı düşürmenizde fayda var. Toplu taşıma ile kanyonun tam içine kadar ulaşım imkanı maalesef bulunmuyor.
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?: Buranın en karakteristik zamanı kesinlikle sonbahar ayları. Ekim ayının sonlarına doğru giderseniz yeşilin, sarının ve kızılın her tonunu aynı kadrajda görebilirsiniz. Kışın yolların kar tutma ihtimaline karşı zincirsiz ve kış lastiksiz yola çıkmamak gerekiyor.
- Giriş Ücreti ve Tesisler: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olduğu için girişte oldukça uygun bir otopark ve yaya giriş ücreti alınıyor. Terasın hemen arka kısmında çayınızı, kahvenizi yudumlayıp soluklanabileceğiniz, manzaranın rüzgarsız ortamda tadını çıkarabileceğiniz küçük bir kafe mevcut.
- Kılık Kıyafet: Rakım yüksek olduğu için aşağısı günlük güneşlikken, kanyonun ucunda çok sert bir rüzgarla karşılaşabilirsiniz. Mevsim ne olursa olsun yanınızda rüzgarı kesecek ince bir ceket mutlaka bulundurun.
Kastamonu Çevresinde Başka Neler Yapılır?
Buralara kadar gelmişken gezinizi sadece tek bir lokasyonla sınırlı tutmayın. Azdavay’dan Pınarbaşı ilçesine doğru kısa bir yolculuk yaptığınızda, Türkiye’nin bir diğer sarp kayalığı olan Valla Kanyonu sizi karşılıyor. Valla’nın seyir terasına giden orman içi yürüyüş yolu, en az kanyonun kendisi kadar yorucu ama keyifli. Yürüyüşler sonrası o tatlı yorgunluğu atmak için rotanızı Ilıca Şelalesi’ne çevirin. Şelaleden dökülen suyun oluşturduğu o doğal göletin kenarında, devasa ağaçların gölgesinde oturup buz gibi suya elinizi sokmak zihni tamamen sıfırlıyor.
Peki Ne Yiyeceğiz?
Kastamonu mutfağı, sadece karnınızı doyuracağınız değil, üzerine uzun uzun konuşacağınız zengin bir kültüre sahip. Yorgun argın şehir merkezine döndüğünüzde, odun ateşinde usul usul, saatlerce pişmiş bir kuyu kebabı masanızı şenlendirmeli. Etin o lime lime dağılan dokusu ve isli lezzeti, günün bütün yorgunluğunu anında siliyor. Eğer hamur işi odaklı beslenmeyi seviyorsanız, Kastamonu usulü pastırmalı ekmek tam size göre. İncecik açılmış hamurun, yöresel pastırmayla buluşup taş fırında gevrek hale gelmesi çok doyurucu bir alternatif. Üzerine bol ceviz ve eritilmiş tereyağı dökülerek sıcak sıcak servis edilen bandumayı da denemeden şehirden ayrılmayın derim.
Gitmeden Önce Son Bir Tavsiye
Planınızı yaparken kanyona sabahın çok erken saatlerinde, henüz vadinin içini dolduran sis bulutları dağılmadan gitmeye çalışın. O puslu, serin havada saydam zeminin üzerinde dikilip manzaraya karşı sıcak çayınızı içmek, hafızanıza kazınacak derin bir his bırakıyor. Fotoğraf makinenizi veya telefonunuzu cam teras korkuluklarından boşluğa doğru sarkıtırken çok dikkatli olun, zira vadiden yukarıya doğru esen rüzgar zaman zaman gerçekten ani ve sert olabiliyor. Şimdi çantanızı hazırlayın, haritanızı açın ve bu sarp coğrafyaya doğru yola koyulmak için planınızı yapmaya başlayın.