Ushguli Gezi Rehberi: Bulutlara Komşu Orta Çağ Köyü

Mestia’dan yola çıkıp o çamurlu, uçurumlu dağ yollarını aşarken midemizin biraz sarsıldığını itiraf etmeliyim. Ancak sise bulanmış vadinin son virajını döndüğümüzde karşımıza çıkan manzara, yuttuğumuz onca toza değdiğini kanıtladı. Enguri nehrinin hırçın sesi eşliğinde ilerlerken, keskin soğuk rüzgarın taşıdığı is kokusunu içime çektim. Yüzyıllardır orada, zamanın donduğu bir boyutta yükselen Kafkas Kuleleri tüm haşmetiyle karşımızda duruyordu. Burası Gürcistan’ın en yüksek yerleşim yerlerinden biri olan Ushguli. Asfalt yolların, modern kargaşanın bittiği yerde başlayan o taş evlerin arasında yürürken, sanki bir Orta Çağ setine adım atmış gibi hissettik. Toprak yollarda koşturan çocukların gülüşmeleri ve uzaktan duyulan köpek havlamaları, buranın müze değil, yaşayan, nefes alan bir tarih olduğunu hatırlatıyordu.

Ushguli Köyü Nerede ve Aslında Nedir?

Svaneti bölgesinin en uç, en izole köşesinde yer alan Ushguli, aslında tek bir köyden ibaret değil. Zhibiani, Chvibiani, Chazhashi ve Murkmeli adında dört küçük yerleşimin birleşiminden oluşuyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 2.100 metre yükseklikte konumlanan bu bölge, Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi olan Shkhara Dağı’nın eteklerine sıkıca tutunmuş durumda.

Taş döşeli, çamurlu dar sokaklarında yürürken domuzların, serbestçe dolaşan ineklerin ve eyerli atların size eşlik etmesi burada sıradan bir salı gününün parçası. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alması, burayı koruma altına almış olsa da köyün o yıpranmış, gerçekçi dokusu hala ilk günkü çiğliğini koruyor.

Neden Gitmelisiniz: Kafkas Kuleleri ve Derin Bir Tarih

Eğer pürüzsüz otel çarşafları ve lüks restoranlar arayanlardansanız, Ushguli muhtemelen sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. İnsanlar buraya o işlenmemiş doğayı ve izole yaşam tarzını kendi gözleriyle görmek, o zorlu coğrafyayı hissetmek için geliyor. Bölgenin alametifarikası olan ve gökyüzüne birer mızrak gibi uzanan Kafkas Kuleleri, 9. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilmiş çok katlı savunma yapıları.

O dönemde düşman saldırılarından, bitmek bilmeyen kan davalarından ve kışın yaşanan çığ felaketlerinden korunmak için yapılan bu kuleler, bugün köyün o ikonik siluetini oluşturuyor. Biz bu kulelerden birinin içine girip o dik, gıcırdayan ahşap merdivenleri tırmandığımızda, geçmişte Svan halkının buralarda nasıl hayatta kaldığını iliklerimize kadar anladık. Daracık pencerelerden vadiye bakarken hissettiğim güvenlik duygusu ve dışarının dondurucu soğuğu, buraya gelme nedeninizin sadece bir coğrafyayı değil, direnen bir kültürü yerinde solumak olduğunu kanıtlıyor.

Ulaşım ve Pratik Seyahat Bilgileri

Buraya gelmeden önce planlamanızı doğru yapmanız hayat kurtarır. Yol şartları epey zorlu, yorgunluğa hazırlıklı olmak şart.

  • Ulaşım: Bölgenin merkezi Mestia’dan sabah saatlerinde kalkan “Delica” model 4×4 minibüslerle buraya ulaşabilirsiniz. Taşlı ve bozuk yol yaklaşık 2-2.5 saat sürüyor. Yağmurlu günlerde yollar çamur deryasına döndüğü için yolculuk süresi uzayabiliyor, midenizi bulantıya karşı korumanızı öneririm.
  • Hangi Mevsim?: Yaz ayları (Haziran başından Eylül sonuna kadar) en güvenli ve ılıman zaman. Kışın metreyi bulan yoğun kar yağışı nedeniyle köyün dünyayla bağlantısı aylarca tamamen kesiliyor.
  • Giriş Ücreti: Köye giriş tamamen ücretsiz. Sadece köy içindeki bazı kule müzelerini (örneğin Kraliçe Tamar’ın kışlık rezidansı olduğuna inanılan kule) gezmek isterseniz kapıdaki görevliye birkaç lari ödüyorsunuz.
  • Konaklama: Büyük otel zincirleri yok, ancak odun sobalı odalarıyla içinizi ısıtacak çok sayıda geleneksel Svan misafirhanesi (guesthouse) mevcut. Tuvalet ve banyo genellikle ortak kullanım alanlarında bulunuyor.

Svaneti Bölgesinde Başka Neler Yapılır?

Ushguli’ye kadar gelmişken Svaneti mutfağının o doyurucu, bol kalorili lezzetlerini es geçmek yazık olur. Rüzgarlı bir yürüyüşün ardından girdiğimiz loş bir dağ evinde, ahşap masamıza konan Kubdari (Svan usulü etli ekmek), soğukta yediğim en iyi hamur işlerinden biriydi. Hamurun içine bolca konulan iri kıyım etin, yöresel Svan tuzu (Svanuri marili) ile buluştuğunda ortaya çıkardığı o isli ve baharatlı koku damağa kazınıyor. Yanına mutlaka sulguni peyniriyle yapılan sıcak, uzayan bir Chvishtari (mısır ekmeği) isteyin. Akşamları sobaya atılan odunların çıtırtısı eşliğinde, ev sahibinizin kendi ürettiği chacha (sert bir Gürcü üzüm votkası) ikramını kabul ederseniz sohbet çok daha hızlı koyulaşıyor.

Ertesi gün, köyün hemen arkasından başlayan patikayı takip ederek Enguri nehrinin doğduğu yer olan Shkhara Buzulu’na doğru yürüyüş yapmanızı öneririm. Bizim için bu rota, fotoğraf molalarıyla gidiş-dönüş yaklaşık 5-6 saat sürdü. Yol boyunca vahşi kır çiçeklerinin arasından geçiyor, devasa buzlu dağların gölgesinde bir karınca kadar küçük olduğunuzu hissediyorsunuz. Çamura batmaktan çekinirseniz köylülerden at kiralayarak da bu rotayı arşınlayabiliyorsunuz. Dağın eteklerine yaklaştıkça buzullardan esen sert rüzgar yüzünüzü yaladığında, doğanın mutlak hakimiyeti karşısında saygı duruşuna geçiyorsunuz.

Dönüş Yoluna Geçmeden Önce Küçük Bir Tavsiye

Ushguli, telefonun doğru düzgün çekmediği, bildirim seslerinin yerini inek çanlarına bıraktığı o nadir yerlerden biri. Buradayken sürekli fotoğraf çekip ekranlara bakmak yerine, nehrin kenarındaki köy kahvesi tadındaki ahşap banklara oturun. Ev yapımı dağ kekiklerinden demlenmiş sıcak Svan çayınızı yudumlarken, bir zamanlar o dimdik Kafkas Kuleleri arasından yankılanan at nallarının sesini dinlemeye çalışın.

Ayrılmadan önceki sabah çok erken saatlerde uyanıp, vadideki ağır sisin yavaşça dağılışını izlemenizi tavsiye ederim. Güneşin ilk sarı ışıkları asırlık taş duvarlara vurduğunda, teninize vuran o soğuğa rağmen orada olduğunuza içinizden büyük bir teşekkür edeceksiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir