Sülüklügöl Gezi Rehberi: Sakarya’nın Sessiz Rotası

Sabahın erken saatlerinde, o boğucu şehir gürültüsünden kaçmak için kontağı çevirdiğimizde aklımızda sadece sessizlik vardı. Hafta sonu trafiği başlamadan yola koyulduk ve rotamızı doğuya, yeşilin giderek koyulaştığı o tanıdık coğrafyaya çevirdik. Bol oksijenin genzimi yaktığı, telefon bildirimlerinin sustuğu, toprağın o kendine has nemli kokusunu duyabileceğim bir yer arıyorduk. Harita üzerindeki araştırmalarımız bizi Sakarya yönüne, ağaçların arasında kaybolmuş harika bir orman içi göl rotasına çıkardı. Arabadan inip çürümüş yaprakların üzerinde yürümeye başladığımız ilk an, tam da olmak istediğimiz yerde olduğumuzu anladık. Burası sıradan bir hafta sonu kaçamağından çok daha fazlası; doğanın kendi ritminde aktığı, zamanın yavaşladığı ve sizin sadece bir misafir olduğunuzu hissettiren bir sığınaktı.

Sülüklügöl Aslında Nedir ve Nerededir?

Coğrafi haritalara bakarsanız burası Bolu’nun Mudurnu ilçesi sınırlarında görünür. Ancak Akyazı üzerinden sağlanan son derece pratik ulaşımı nedeniyle, burayı her zaman Sakarya rotalarının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiririm. Tarihine indiğinizde ilginç bir doğa olayıyla karşılaşıyorsunuz. Yaklaşık üç asır önce, 1700’lü yılların başında meydana gelen devasa bir heyelan, tektonik bir çöküntünün önünü kapatıyor ve suların birikmesine neden oluyor. İşin en çarpıcı tarafı, o heyelan sırasında suyun altında kalan çam ve meşe ağaçlarının çürümeden günümüze kadar ulaşmış olması.

Suyun içinden yukarıya doğru mızrak gibi uzanan o gri, kurumuş ağaç gövdelerini ilk gördüğünüzde içinizi tuhaf bir his kaplıyor. Yüzeydeki bu sessiz tanıklar, göle bambaşka, biraz gizemli bir hava katıyor. O manzaraya bakarken doğanın yıkıcı gücünün aynı zamanda ne kadar estetik bir tablo yaratabileceğini kendi gözlerinizle görüyorsunuz.

Neden Kamp Sandalyenizi Kapıp Buraya Gelmelisiniz?

Eğer doğaya çıktığınızda bile sürekli telefon ekranına bakanlardansanız, burası sizi biraz zorlayabilir. Çünkü vadinin derinliğinden ve coğrafi yapısından ötürü telefonlar kesinlikle çekmiyor. Başlangıçta bu durum ufak bir paniğe yol açsa da, birkaç saat içinde bunun devasa bir lütuf olduğunu fark ediyorsunuz. Türkiye’de pek çok doğal alan var ama tam anlamıyla izole bir orman içi göl aradığınızda seçenekleriniz giderek azalıyor. Sülüklügöl, o azalan seçeneklerin en iddialılarından biri.

Gün boyunca gölün etrafını saran patikalarda yürüyebilir, sararmış yaprakların botlarınızın altında çıkardığı hışırtıyı dinleyebilirsiniz. Etrafta beton bir yapı, bangır bangır müzik çalan bir tesis yok. Sadece siz, rüzgarın çam dallarında yarattığı uğultu ve gece çöktüğünde ormanın derinliklerinden gelen yaban hayatının o hafif tedirgin edici ama bir o kadar da doğal sesleri var.

Orman İçi Göl Konseptinin Hakkını Veren Rota: Pratik Bilgiler

Yola çıkmadan önce yanınıza almanız gerekenleri ve dağ şartlarına dair bilmeniz gereken bazı hap bilgileri şöyle toparladım:

  • Ulaşım ve Yol Durumu: Sakarya Akyazı üzerinden Dokurcun beldesine ulaşıp Tavşansuyu köyü yönünden dağa tırmanmaya başlıyorsunuz. Son 9 kilometrelik toprak yol oldukça taşlık ve yer yer bozuk. Altı yere çok yakın standart bir araçla çıkmak epey zorlayıcı olabilir. SUV tarzı veya altı yüksek bir araçla çok daha rahat edersiniz.
  • Hangi Mevsimde Gidilmeli: Bana sorarsanız buranın altın çağı kesinlikle sonbahar. Ekim sonu ve Kasım aylarında sarı, turuncu ve kırmızının her tonunu gölün o durgun yüzeyindeki yansımada yakalayabilirsiniz. İlkbaharda ise yeşilin uyanışı, cıvıl cıvıl kurbağa ve kuş sesleri bambaşka bir enerji veriyor.
  • Giriş Ücreti ve Konaklama: Alan bir tabiat parkı statüsünde olduğu için Milli Parklar’ın belirlediği standart araç giriş ücreti ödeniyor. İçeride pansiyon veya bungalov yok, tamamen çadır kampı konsepti hakim. Tuvalet ve lavabo ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz basit yapılar mevcut.
  • Yiyecek İçecek: İçeride alışveriş yapabileceğiniz hiçbir yer yok. Dağdan gelen kaynak suyunu kullanabilirsiniz ancak içme suyunuzu ve tüm erzağınızı Akyazı veya Dokurcun’dan temin edip bagajınıza yüklemiş olmanız gerekiyor.

Sakarya Çevresinde Başka Neler Yapılır?

Böylesine yorucu ama zihni temizleyen bir kampın ardından dağdan inip şehre doğru yol aldığınızda, haliyle sağlam bir açlık bastırıyor. Bölgenin yerel tatlarını tatmadan dönmek geziye haksızlık olur.

Adapazarı’nda Lezzet Molası

Yolunuzu biraz uzatıp Adapazarı merkeze uğramanızı ve o meşhur kemik suyuyla ıslatılmış soslu ekmeklerle servis edilen Islama Köfte yemenizi şiddetle öneririm. Sanayi içindeki eski, salaş dükkanların o otantik havasında yenen köftenin tadı damağınızda kalacak. Üzerine de bol tahinli ve cevizli kabak tatlısı sipariş etmeyi unutmayın; kamp yorgunluğunu anında silip süpürüyor.

Tarihi Taraklı Evleri

Eğer gezinize kültürel bir dokunuş yapmak isterseniz, rotanızı tarihi Osmanlı mimarisiyle ünlü Taraklı’ya çevirebilirsiniz. Dağ havasından sonra Taraklı’nın dar Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürümek, ahşap kokulu üç asırlık konakların arasında kaybolmak hafta sonunuza harika bir tezatlık katacaktır. Burada kurulan yerel pazardan ev yapımı tarhana veya erişte alabilirsiniz.

Ayrılmadan Önce Küçük Bir Tavsiye

Geceyi çadırınızda, uyku tulumunuza iyice sarılarak geçirdikten sonra sabah güneş doğmadan hemen önce o tatlı uykunuzdan feragat edip mutlaka uyanın. Termosunuza akşamdan hazırladığınız sıcak kahveyi koyun ve yavaş adımlarla suyun kenarına inin. Güneşin ilk cılız ışıkları tepelerin ardından süzülürken, suyun soğukluğuyla havanın kesiştiği noktada gölün üzerinden kalkan o ince sis tabakasını izleyin.

Burnunuza gelen o isli kamp ateşi kokusu ve ormanın uyanış sesi zihninize tamamen kazınacak. Bu eşsiz orman içi göl ekosistemini yıllar sonra tekrar aynı güzellikte bulabilmek adına, ateşinizin küllerini iyice söndürdüğünüzden emin olun. Çadırınızı toplarken etrafa şöyle son bir kez göz atın; arkanızda çöplerinizi değil, doğaya duyduğunuz saygıyı ve sadece ayak izlerinizi bırakarak yola koyulun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir