Bakü’nün o meşhur rüzgarlı sokaklarını, Hazar Denizi’nin tuzlu kokusunu arkamızda bırakıp kuzeye doğru yola çıkıyoruz. Arabanın camından dışarıyı izlerken peyzaj yavaş yavaş değişiyor, modern binaların yerini daha bozkır benzeri, ham bir coğrafya alıyor. Hedefimizde topraktan fışkıran o efsanevi alevi kendi gözlerimizle görmek var. Yanar Dağ’ın kapısından içeri adım attığım ilk an, havaya karışan yoğun doğalgaz kokusu ve yüzüme aniden vuran kavurucu sıcaklık beni karşılıyor. Yüzyıllardır yağmura, kara ve Abşeron’un o acımasız şiddetli rüzgarlarına kafa tutan bir sönmeyen ateş duruyor tam karşımda. İnsan yapımı bir fırının veya ocağın değil, doğrudan kara toprağın ve kayaların arasından sızan alevlerin gecenin karanlığını kızıla boyamasına şahit olmak gerçekten tuhaf bir his. Toprağın kendi kendine, hiç tükenmeden yandığı bu coğrafya, insana doğanın karşısında ne kadar küçük olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor.
Abşeron Yarımadası’nın Kalbindeki Sönmeyen Ateş: Yanar Dağ
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye sadece 25 kilometre uzaklıkta, Abşeron Yarımadası üzerinde karşımıza çıkıyor Yanar Dağ. Burası aslında adında geçtiği gibi devasa, karlı zirveleri olan bir dağ değil. Daha çok kumtaşı yapılı yüksekçe bir tepe formunda. Tepenin eteklerindeki gözenekli kalker tabakasının altından yeryüzüne sürekli olarak sızan hidrokarbon gazları, buradaki alevlerin asıl kaynağı. Yüzeye çıkan gaz, oksijenle buluştuğu an alev alıyor.
Yerel halkın anlattığı hikayelere kulak verirseniz, 1950’li yıllarda bir çobanın dalgınlıkla yaktığı bir kibrit veya izmarit sonucu bu gazların alev aldığını ve o günden beri de hiç dinmediğini duyarsınız. Fakat işin tarihsel gerçekliği çok daha derin. Tarihi kaynakları karıştırdığınızda, bu bölgedeki ateşli toprakların Marco Polo’nun seyahatnamelerinde bile kendisine yer bulduğunu görüyorsunuz. Eski İpek Yolu tüccarları burayı doğanın bir mucizesi olarak tanımlamış. Zerdüştlük inancının bu topraklarda böylesine güçlü bir şekilde kök salmasının bir tesadüf olmadığını, alevlerin karşısında durduğunuzda çok iyi anlıyorsunuz.
Yolunuzu Neden Buraya Düşürmelisiniz?
İnsan bazen “Sırf toprakta yanan ateşi görmek için şehirden çıkıp yollara düşmeye değer mi?” diye soruyor kendi kendine. Kesinlikle değer. Çünkü olay sadece görsel bir şov izlemekten ibaret değil. O ateşin yaydığı sıcaklıkta, binlerce yıllık bir kültürü ve antik inanç sistemlerinin nasıl doğduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Özellikle gün batımına doğru, gökyüzünün mavisinin alevlerin kızılıyla karıştığı o sihirli saatlerde, tepenin eteklerine kurulmuş taş basamaklara oturup sadece o sesi dinlemek insanı başka bir boyuta çekiyor. Ateşin rüzgarla dans ederken çıkardığı o tok uğultu, bir tür meditasyon etkisi yaratıyor. Fotoğraf veya video çekmeyi seviyorsanız, alacakaranlığın çökmesiyle birlikte ateşin çevredeki kayalara vuran dramatik gölgeleri size harika kareler yakalama fırsatı sunacak. Bakü’nün o parlak, ultra modern ve cam kaplı gökdelenlerinden çıkıp, yeryüzünün bu işlenmemiş yüzüyle temas etmek ufkunuzu genişletecek.
Yanar Dağ Gezisi İçin Pratik Bilgiler
Buraya gitmeyi planlıyorsanız işinize yarayacak birkaç temel hap bilgiyi paylaşmak istiyorum:
- Nasıl Gidilir?: Bakü şehir merkezinden ulaşım gerçekten çok kolay ve ucuz. Köroğlu metro istasyonunun hemen dışındaki duraklardan kalkan 217 numaralı otobüslere bindiğinizde, araç sizi doğrudan Yanar Dağ’ın ana giriş kapısına kadar getiriyor. Bu otobüs yolculuğu trafiğe bağlı olarak yaklaşık 30-40 dakika sürüyor. Alternatif ulaşım yolları ararsanız, Bolt veya Uber kullanarak taksi çağırmak da oldukça makul fiyatlı ve konforlu bir seçenek.
- Hangi Mevsimde Gidilmeli?: Bu sıcak rotanın en keyifli zamanı kesinlikle kış ayları veya rüzgarlı sonbahar akşamlarıdır. Dondurucu soğuk yüzünüzü keserken ateşin yanına usulca yaklaşıp kemiklerinize kadar ısınmanın tadı bambaşka. Yazın kavurucu sıcağında giderseniz, ateşin ekstra harareti sizi biraz bunaltabilir.
- Giriş Ücreti: Bölge bir devlet tarih-kültür ve doğa koruma alanı olduğu için sembolik bir bilet ücreti alınıyor. Yabancı turistler için giriş yaklaşık 9 Manat (AZN). Biletinizi aldıktan sonra içerideki küçük müzeyi gezebilir, alevlerin karşısına inşa edilmiş amfi tiyatro benzeri oturma alanlarında vakit geçirebilirsiniz.
Abşeron Rotasında Başka Neler Var?
Yanar Dağ’ın alevlerini arkanızda bıraktığınızda gününüz henüz bitmiş sayılmaz. Abşeron yarımadası kültürel rotalar açısından tahmin ettiğinizden çok daha zengin. Buraya kadar gelmişken, Zerdüştlerin eski ibadet merkezi olan Ateşgah’ı (Ateş Tapınağı) rotanıza mutlaka eklemelisiniz. İkisi birbirine nispeten yakın olduğu için aynı gün içinde rahatlıkla gezilebiliyor. Tapınağın içindeki is kokulu dar taş odalarda dolaşırken, yüzlerce yıl önce Hindistan’dan yürüyerek gelen hacıların buralarda nasıl konakladığını hayal ediyorsunuz. Vaktiniz kalırsa, açık hava müzesi konseptindeki Qala Arkeolojik ve Etnografik Müze Kompleksi’ne de uğrayıp antik çağlardaki yerel yaşamı inceleyebilirsiniz.
Bunca keşiften sonra mideniz guruldamaya başlayacaktır. Abşeron’un yerel lezzetlerine şans vermek için yol kenarındaki salaş restoranlar biçilmiş kaftan. Bölgede odun ateşinde veya sacda pişen et yemekleri oldukça iddialı. Fakat asıl yıldız, incecik yufkayla yapılan ve içine yeşillik, peynir, bal kabağı veya et konulan Kutab. Üzerine biraz sumak serpip elle yemenin keyfi bir başka. Üstüne de Azerbaycan’ın o meşhur kekikli siyah çayını ince belli bardakta yudumlamak, rüzgarlı ve yorucu bir günün ardından bütün yorgunluğunuzu alacaktır.
Gitmeden Önce Ufak Bir Tavsiye
Bakü’nün geniş, aydınlık bulvarlarından sıyrılıp Yanar Dağ’ın karanlığı yırtan alevlerine doğru yaptığınız bu yolculuk, aslında modern zamandan çok eskilere, doğanın kurallarının geçerli olduğu bir çağa geçiş yapmak gibi hissettiriyor. Oraya vardığınızda, ilk fotoğraf telaşını atlattıktan sonra kameranızı çantanıza kaldırın. En ön sıradaki taşlara oturup ateşe mümkün olduğunca yaklaşın.
Rüzgarın alevleri nasıl sağa sola savurduğunu, toprağın altından gelen o kısık uğultuyu tüm dikkatinizle dinleyin. Eğer hava soğuksa, yanınızda getirdiğiniz bir termos sıcak çayı yudumlayarak sadece o anın içinde kalmaya çalışın. Bu küçük ve sessiz mola, Abşeron rüzgarlarının size fısıldayacağı en güzel hikaye olacak.