Sabahın erken saatleri. Topraktan yükselen hafif bir çam kokusu eşliğinde Frig Vadisi’nin tozlu yollarına saptığımızda, karşımıza çıkacak olan o devasa kayadan haberimiz vardı elbet. Ancak çam ağaçlarının arasından sıyrılıp da Midas Anıtı tüm heybetiyle üzerimize doğru yükseldiğinde, sadece durup rüzgarın kayalara çarparken çıkardığı uğultuyu dinleyebildik. Burası Eskişehir sınırları içinde, binlerce yıldır sessizliğini koruyan bambaşka bir coğrafya. Ansiklopedilerin anlattığı o kurak, ezberci tarih sayfalarından çok daha fazlası var bu topraklarda. Yazılıkaya, insanın doğayla, taşı oyan aletle ve inançla kurduğu o ilkel bağın en somut hali. Ayaklarımızın altındaki kuru yaprakların hışırtısı, vadinin derinliklerinden gelen kuş seslerine karışırken, zamanın burada yüzyıllar önce durduğuna yemin edebilirsiniz.
Yazılıkaya Nedir, Nerededir?
Eskişehir’in Han ilçesine bağlı Yazılıkaya köyü, şehre yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Frigya’nın dini merkezi olarak kabul edilen bu vadiye adım attığınızda, modern dünyadan ve onun getirdiği tüm gürültüden tamamen kopuyorsunuz. Yıllar önce buraya ilk geldiğimizde, telefonun zar zor çektiği o ıssız noktalarda kayalara oyulmuş merdivenleri tırmanırken hissettiğimiz o tuhaf tecrit duygusunu hiç unutmadım. Koca bir platoya yayılmış, volkanik tüf kayalarının rüzgar ve yağmur sularıyla aşınarak şekillendiği bu alan, tarihin en gizemli inanç rotalarından birini oluşturuyor.
Köyün tam içinden geçip bu antik kalıntılara ulaşmak, bugünün sıradan yaşamıyla geçmişin kudretli inançlarını aynı potada eritiyor. Burnunuza gelen yakılmış tezek kokusu ile binlerce yıllık tapınak figürleri birleşince, Anadolu’nun o has, işlenmemiş ve çıplak gerçekliğiyle yüzleşiyorsunuz.
Neden Gitmelisiniz: Midas Anıtı’nın Sessiz Çığlığı
Sırf o devasa Midas Anıtı karşısında küçücük kalmak, insanın evrendeki yerini ve geçiciliğini sorgulamak için bile buraya düşmeli yolunuz. Çoğu kişi burayı bir kral mezarı zanneder ama aslında Friglerin ana tanrıçası Kibele’ye adanmış büyük bir açık hava tapınağı burası. Kayaların üzerine kazınmış geometrik desenler, bugün bile o dönemin ilkel aletleriyle nasıl o kadar kusursuz işlendiğini sorgulatıyor insana.
Ellerimizi o soğuk, pürüzlü ve yer yer yosun tutmuş Frig yazıtlarının üzerinde gezdirirken, binlerce yıl önce aynı taşı yontan terli taş ustasının nefesini ensemizde hissettik. Sadece taşı toprağı görmek değil, o kuru İç Anadolu rüzgarını ciğerlerinize çekerken geçmişle organik bir bağ kurmak için bu rotayı adımlamalısınız. Anıtın yanından uzanan dar patikaları takip ettiğinizde karşınıza çıkan bitmemiş anıtlar ve devasa sarnıçlar da bu yarım kalmışlık, aniden terk edilmişlik hissini iyice pekiştiriyor.
Vadiye Yayılan Diğer Sırlar
Ana anıtın bulunduğu alandan biraz uzaklaşıp iç kısımlara daldığınızda, Kırkgöz Kayalıkları karşılıyor sizi. Çok katlı, delik deşik bir kaya apartmanını andıran bu yapıya bakarken, Friglerin günlük yaşam biçimini zihninizde canlandırmaya çalışıyorsunuz. Yukarıdaki sarnıçlara tırmanırken epey nefes nefese kalacaksınız, uyluk kemikleriniz hafiften yanacak. Ancak zirveye varıp da o devasa platonun sararmış boşluğuna baktığınızda, yüzünüze vuran serin rüzgar bütün yorgunluğunuzu söküp alacak. Yerdeki kurumuş çalıların arasından sekerek ilerlerken, bastığınız her santimetrekare toprağın bir zamanlar gizli ritüellere ev sahipliği yaptığını bilmek insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor.
Hap Bilgiler: Yazılıkaya Pratik Gezi Rehberi
Yola çıkmadan önce yanınıza mutlaka altı kalın, rahat bir yürüyüş ayakkabısı ve bir rüzgarlık alın. Vadi havası oldukça değişken; güneşte terlerken gölgede aniden üşüyebilirsiniz. İşte planlamanızı kolaylaştıracak, yollarda işinize yarayacak birkaç yerel detay:
- Ulaşım: Eskişehir merkezden şahsi aracınızla Seyitgazi yolunu takip ederek, kıvrımlı ve yer yer bozuk köy yollarından yaklaşık 1.5 saatte ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma yok denecek kadar az. Bu yüzden en mantıklısı araç kiralamak veya kendi aracınızla yola koyulmak.
- Ne Zaman Gidilir?: Yazın öğle sıcağı, kayaların arasında yansıyan ısıyla oldukça kavurucu oluyor. Nisan-Mayıs aylarının taze yeşilliği veya Eylül-Ekim döneminin o sararmış, tatlı serinliği buranın hakkını vermek için en doğru zamanlar.
- Giriş Ücreti ve Ziyaret: Yazılıkaya ören yerine giriş tamamen ücretsiz. Herhangi bir turnike, gişe veya katı bir saat kısıtlaması derdi olmadan, doğanın tam ortasındaki bu açık hava müzesini dilediğiniz gibi gezebilirsiniz.
Eskişehir Çevresinde Neler Yapılır?
Buralara kadar gelmişken geziyi sadece Yazılıkaya ile sınırlamak olmaz. Frig Vadisi son derece geniş, sürprizlerle dolu bir coğrafya. Dönüş yolunda Seyitgazi’deki Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ne uğrayıp, avlusundaki koca ağaçların gölgesinde soluklanmayı ve o tepeden ovanın dipsiz sessizliğini izlemeyi her zaman seviyoruz. Yol yorgunluğuyla karnınız kazındığında, köy yollarındaki derme çatma gözlemecilerde mutlaka mola verin. İsli odun ateşinde, sacın üzerinde cızırdayan peynirli gözlemenin kokusunu ve yanında karton bardakta içilen o demli çayın tadını lüks bir restoranda kesinlikle bulamazsınız.
Akşama doğru Eskişehir merkeze döndüğünüzde ise Odunpazarı’nın dar sokaklarına atın kendinizi. Tarihi ahşap konakların arasında gezinirken, bir köşe başında durup sıcak, yağ çekmemiş bir çibörek yemek bu şehrin değişmez ritüelidir. Odunpazarı sokaklarında yürürken, cam sanatçılarının o kor ateşin karşısında ter dökerek cama nasıl şekil verdiğini izlemek de bu şehrin ruhunu anlamanın başka bir yolu. Kırkambar’ın hemen karşısındaki ufak mahalle fırınlarından sokağa taşan sıcak haşhaşlı çörek kokusunu takip ederseniz, ertesi günün sabahı için harika lezzetler stoklayabilirsiniz.
Kapanış Yerine Küçük Bir Tüyo
Frigya’da güneş batarken gölgeler uzar, kayaların rengi soluk sarıdan koyu bir kızıla döner. Midas Anıtı önüne öğle saatlerinde, güneşin en tepede olduğu o sert ışıkta gitmek yerine, akşamüzeri ışığının yumuşadığı ve gölgelerin oyukları belirginleştirdiği saatleri hedefleyin. Anıtın hemen karşısındaki kayalıklara oturun. Fotoğraf çekme telaşını, en iyi açıyı yakalama hırsını bir kenara bırakıp gözlerinizi kapatın. Vadide ıslık çalan rüzgarın anlattığı o çok eski hikayeleri dinleyin. Yanınızdan geçen bir çobanın koyunlarının çan sesleri büyük ihtimalle bu hikayeye eşlik edecek. Oradaki o ağır, bilge ve kadim sessizliği teninizde hissetmeden, Frigya’nın o ağırbaşlı sırrına gerçekten ortak olmadan bu topraklardan ayrılmayın.